|
Abantta liberal demokrasi |
|
|
|
|
Son bölümüne yetişebildiğim bu yılki ‘Abant Platformu’nda ilk defa yabancı aydınların da katılımıyla gerçekleşen ‘Küresel Politikalar ve Ortadoğu’nun Geleceği’ başlıklı tartışma özü itibariyle ‘sömürgeci kültürün temsilcileri ile sömürgelerin temsilcileri’ arasındaki diyalog deneyine sahne oldu. Dile getirilen farklı görüşleri ‘sömürenler ve sömürülenler’ şeklinde iki temel cephede derlemek mümkün ve hatta kaçınılmaz. Prof. Hayrettin Karaman’ın bir konuşmacıya itiraz sadedinde yaptığı kısa açıklamada vurguladığı üzere, her insanın duygu bağları boyutu dolayısıyla bütün yorumların yüzdeyüz bilimsel bir yalınlıkta olması beklenemezdi. Esasen kimse bu diyalogun dünyayı kurtaracağını hayal edecek kadar saf değildi. Herkes için dişe dokunur yarar, tam karşıt bile olsa farklı görüşteki insanın mantığını nasıl işlettiğine yakından tanıklık etmekti. Biraz daha meraklı olanlar için ise, doğrudan sömürgeciyi temsil edenlerle gönüllü veya güdümlü şekilde güçlünün tezini savunanlar arasındaki ince farkları ayıklamaya çalışmak da renkli bir uğraştı.* Abant zenginle yoksulu, galiple mağlubu, kendini beğenmişle nefsinden memnun olmayanı aynı masaya oturtuyor, taraflar birbirlerini dinliyor, belki biraz daha iyi tanıyor ve anlıyorlar. İki ana cephede konuşlanan taraflar muhakkak biliyorlar ki birbirleriyle paylaştıkları tezler ve karşı tezler, ne kadar çeşitlilik sergilerse sergilesin dünyadaki baş çatışmanın yansımalarından ibarettirler:-Sömüren ile sömürülen, zalim ile mazlum arasındaki kadim mücadele...Bütün dava budur. Merhum Atilla İlhan’ın ‘Kimi sevsem sensin’ dediği gibi neyi konuşsak, onun özünde bu çatışma vardır.Oturumlar bittikten sonra bir televizyondan canlı yayınlanan üçlü tartışma programı esasen sömürenin sömürüleni ne kadar anladığını da özetliyordu. Mehmet Altan, Şahin Alpay ve Eser Karakaş sanki ‘Küresel Politikalar ve Ortadoğu’nun Geleceği’ üstüne tartışmaların ‘gayr-ı resmi sonuç bildirisini’ çıkarıyorlardı. Dünya görüşleri ortak üç yorumcu arasındaki diyalogda ayrıntılara bakışta ancak kılcal damarlarla algılanabilecek çeşni farkları vardı ama ana fikir kesindi:-Ortadoğu için bir gelecek varsa o yalnızca ‘liberal demokrasi’ ile mümkün olacaktır. Liberal Demokrasi Batıyı nasıl yüceltmişse, yerleşip gelişebileceği her coğrafyayı da ihya edecektir. Esasen sömüren gücün resmi söylemi de budur.-Ben Liberal Demokrasi sayesinde iyiyim ve güçlüyüm. Sizi de benim gibi iyi ve güçlü yapmak için zorla veya iyilikle Liberal Demokrasi’ye geçmenizi sağlayacağım.Bizim gibi, kendi gelişmemişliklerimizle birlikte sömürgeci kültüre karşı da arayış içinde olan herkesin inanmasını istedikleri bu ‘küresel ülkü ve iyi niyet’ bildirgesinden başka bir şey değildir.-Şüphelenebilir, tartışabilir, sorgulayabilirsiniz ama eninde-sonunda kafanıza dank edecek gerçek, Batı’nın sizin iyiliğinizi istediği için Liberal Demokrasi’yi dayatmakta olduğudur. Tabii bu arada ‘gerçekçi’ görünmek için ekleyeceklerdir:-Batı elbette bunu yalnızca sizin iyiliğinizi istediği için yapacak değildir. Sizin iyiliğinizi istemesi, kendi iyiliği ve esenliği içindir...Ne kadar çaresiz olursak olalım buna inanmamız mümkün müdür?Belki içimizden de küçük karşı oyunlar oynayanlarımız, inanmış görünüp aklınca manevra geliştirdiğini sananlarımız olacaktır. Fakat büsbütün mankurt haline getirilmediği sürece hiçbir mazlum, zalimin iyiliğine ikna edilemeyecektir. İki kere ikinin dört ettiğini algılayabilecek düzeydeki her mazlum, Batıcı söylemin samimi olamayacağını idrak edecektir.-Ben Liberal Demokrasi ile sizin ve bütün dünyanın ağası oldum. Bu güzelliği muhakkak sizinle paylaşacağım ve sizi de kendim gibi ağa yapacağım...Böyle bir saçmalık olabilir mi?Hepimiz ağa olacaksak, marabayı uzaydan mı getireceğiz?
|