Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Abdülhamit, Atatürk ve hiç

Abdülhamit, Atatürk ve hiç PDF Yazdır E-posta

Vahşi batı sömürgeciliği 150 yılan beri aynı silahla yönetenlerimizden almaya devam ettiği halde çözüm geliştiremedik. Hâlen de aynı tehdit karşısında çok kırılganız.

Silah iki tırtıl ağızlı bir bıçak! Bir ağzında iktisat dişleri var, öbür ağzı ise ‘insan hakları sömürüsü’ ile zehirli! Her durumda karşısındaki muhatabını suçluluk duygusu ile rehin alıyor.

-Efendim yönetenlerimiz kendilerini rehin aldırtmasın!

Nasıl direnecek ki?

Başlangıçta -Tanzimat öncesinde- ekonomiyi düzeltmek için değil, debdebe ve sefahat için kullanılan dış borçlara karşı ülke rehin verilmiş! Bu yüzdendir ki ilk el açışımız Batı basını tarafından ‘Müjde, Türkler borçlanmayı kabul etti’ başlıklarıyla kutlanmıştır!

Böylece bıçağın tırtıl yüzü boynumuza dayatılırken azınlıklar üzerinden de insan hakları sahteciliği ile ülkenin tamamı boğazlandı.

O günden sonra bizi yönetenlerin neredeyse tamamı her uluslararası ilişkide masaya suçluluk duygusu ile oturur oldular.

Çift ağızlı bıçak yöntemini ilk keşfeden II. Abdülhamit oldu. Suçluluk duygusunu umursamadan düşmanı kendi yöntemleriyle zorlamaya çalıştı. Dünya siyasetinin öncü çilingirleri olarak altın çağını yaşayan gizli servisler gerçeğini yakalayan Padişah, önce İngilizlerin ayağına basmanın yollarını aradı. Gerçi sıkı biçimde kurumlaştıramadı ama ‘istihbarat’ denen fenni kullanmada hayli mesafe aldı. Belki bu becerisinde vehimli olmasının da payı vardı! Ancak, kökünü başka yerde aramayıp ülkenin tarihi ve geleceği ile özdeşleşebilen her insan böyle bir durumda ‘oh, iyi ki vehimli imiş’ der! Meşhur yetenekli ve becerikli fedailer örgütü ‘Teşkilat-ı Mahsusa’ Abdülhamit’le beliren çağdaş devlet bilincinin ürünüdür. İttihatçılar elinde yer yer iç çalkantılar üretecek biçimde kullanılmış olsa da, bu süreçte yeni zamanların ‘derin devlet’ ihtiyacı, yönetime talip kadrolarca kavranmıştı.

Esasen II. Abdülhamit bunun için ‘Kızıl Sultan’ ilan edilmiş ve kendi milletine dahi öyle öğretilmiştir. Batının sessiz yargısı şudur:

-Gerileme döneminden sonra tam da Türk topraklarını parça parça yutacağımız sırada ‘suçluluk duygusu’ ile hareket etmeyen bir sultan çıkıyor, rehin olmayı reddediyor, tedbir geliştirmeye çalışıyor, bilinç tohumları ekiyor, eğitimi canlandırıyor, öyle mi? Olamaz! Derhal bu sultandan kurtulmamız gerekir! Hem de hatırasını bile milletinin beyninden ve kalbinden kazımamız şart!

Sonrası malum; içimizdeki gaflet, dalalet ve ihanet ehli ile bu işi becerirler!

Arkasından bir Mustafa Kemal zuhur eder ve ‘suçluluk duygusu’nu tanımıyor ama ömrü vefa etmez, İnönü ile Türkiye’ye pısırıklığı sistemleştirir.

Dün ‘Kızıl Sultan’ diyerek II. Abdülhamit’in temsil ettiği Batı sömürgeciliğine direnç bilincini kazımak isteyenler şimdi de aynı şeyi Mustafa Kemal için yapıyorlar. Dün bu işi yapanlara ‘Düvel-i Muazzama’ diyorduk, bugün ise AB ve NATO diyoruz.

Burada da iki ağızlı bıçak kullanılıyor. Bir ağız, tören Atatürkçüleri sayesinde dini duyguları rencide ederek Mustafa Kemal ile millet arasındaki bağı zayıflatmaya çalışıyor. Öbür ağız ise ‘Kemalizm’e yüklenerek aslında tören Atatürkçülerinin kavrayıp özümseyemediği hakiki bağımsızlık ve kişilik damarını kurutmayı hedefliyorlar.

130 sene boyunca suçluluk duygusu ile hareket etmeyen sadece iki büyük devlet adamı gördük; onları da topluma birbirinin zıddı olarak dayattık!  Devlet bilincinin iki zirvesini oluşturan II. Abdülhamit ve Mustafa Kemal Atatürk arasındaki birliği kavrayıncaya, her ikisini doğru anlayıp benimseyen iktidarlara kavuşuncaya kadar PKK türü maşalar kullanan güçlerden çekeceğimiz vardır.
 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan