Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Ajanın fosforlu boynuzu şart mı?

Ajanın fosforlu boynuzu şart mı? PDF Yazdır E-posta

Türkiye üzerine hesap yapan güçlerin doğrudan merkeze bağlı ajanlarını ve kullandıkları yerli işbirlikçileri gözümüzde nasıl canlandırıyoruz? Doğrudan yabancı servis elemanı olarak fitne-fücur işi yürütenleri acaba dişleri çelikten, boynuzları fosforlu, gözleri tenis topu büyüklüğünde, kuyrukları fiber-optik adamlar şeklinde mi hayal ediyoruz? İçerideki satılmış işbirlikçileri de yakalarında küresel veya bölgesel güçlerin bayraklarını rozet olarak taşıyan, ceplerinde gizli servislerden gelen havalelerin dökümü yazılı hesap cüzdanları bulunan kişiler mi sanıyoruz?

Hadi ahalinin böyle vehmetmesini doğal bulalım ama ya güvenlik ve istihbarat ustalarımız (?!) da öyle sanıyorlarsa?..

-Olur mu öyle şey efendim; kendi ülkemizin görevlilerini neden bu kadar küçümsüyoruz?

İyi olmasın ama o zaman ülkenin durumunu nasıl açıklayacağız?

Ülkede neredeyse fert başına bir ajan düşerken ve medya işbirlikçi işgali altındayken neden hiç değilse arada bir ‘olur böyle vakalar, Türk istihbaratçısı yakalar’ diyemiyoruz? Türkiye boydan boya ajan tarlası haline gelmişken neden hiçbirini avlayamıyoruz? Hatta bırakalım avlamayı, kulaklarına kar suyu kaçırtıp tedirgin etmeyi becerebiliyor muyuz?

Ülkenin gizli güvenlik nöbetini tutmakla görevli insanlarımızdan kaç tanesine, bir ajan bozgunculuğunu ortaya çıkarmak veya bir işbirlikçinin satılmışlığını belgeleyip maskesini düşürmek nasip olmuştur?

Bu hayati ‘gizli nöbet’ kurumlarına güvenimizin sürdürebilmesi ve en önemlisi yabancı nifakçıları gözünde büyütmemesi için arada kaç tane ilaçlık vaka görebiliyoruz?

Tabii hemen ‘Bu işler apaçık meydanlarda olmaz; biz mücadelemizi bağıra bağıra vermeyiz, su altından saman yürütürüz! diyebilirler.

Oh, çok sevindik!

Eloğlu bütün gizli dalaverelerini aleni çevirecek, sen ise karanlıkta karşılık verdiğine inanmamızı bekleyeceksin?

Palavrayı keselim! Gerçek sebepler, küresel veya bölgesel güçlerle olmayası (!) dostça ilişkilerde düğümlüdür! Nitekim bunun böyle olduğuna dair en güçlü kanıtı da yine gizli güvenlik nöbetimizi tutan makamlardan alıyoruz:

Hatırlanacaktır; birkaç gün önce, Güneydoğu’da çoluk-çocuğu devlete saldırtan bir yabancı, sırf fosforlu boynuzları, çelikten dişleri, tenis topundan gözleri, fiber-optik kuyruğu olmadığı için hiçbir sorun yaşamadan memleketine gitti. Gizli nöbet erbabımızın övünebilecekleri tek şey, filanca ‘yeşil’ siyasetçi ve feşmekân büyükelçinin ricalarına rağmen anılan şahsın sınır-dışı edebilmesidir.

Kırkbir kerre maşallah!

Öbür kapıdan başka bir kimlikle girmezse şaşarım!

-Gel adamım, gel karıştır; nasılsa fosforlu boynuzun, çelikten dişin, tenis topundan gözün yok, fiber-optik kuyruğun yok.

Çocukları isyana sürükleyenlere dahi ajan muamelesi yapamayanların satılmış işbirlikçiler karşısında büsbütün elleri-kolları bağlı kalması doğal. Oysa bu türlerin ağızlarından, ‘fosforlu boynuz’ kadar güçlü biçimde edici ‘satılmışlık’ damlar. Bir eski başbakan yardımcısının ekranlardan anlattığı hikâye bunun sıcacık belgesidir.

İsimlerin yerine sıfatlarını koyduğum alıntı şöyle:

-Filanca gazeteci makamıma geldi. 29 Ekim’de paşaların kendisine ‘Başbakan gitsin, Başbakan Yardımcısı gelsin’ mesajı ilettiklerini söyledi. Ben bunun doğru olmadığını, medyaya yansımaması gerektiğini söyledim. ‘Sayın Başbakana bunu aktarmak istiyorum’ dedi. Başbakanımıza telefon ederek ‘Filanca gazetecinin bir arzı var’ dedim, beraber gittik, Başbakana de söyledi. Başbakan ‘Emekli paşalar mı?’ diye sordu. Filanca gazeteci ‘Hayır efendim’ dedi; ama isim vermedi. Başbakan ‘Allah Allah!’ dedi. Bir gün sonra bu, manşette verildi.

Her şey apaçık ama bir nokta karanlık:

Mesaj yolladığı söylenenlerin hangi küresel veya bölgesel gücün sivil (?) paşaları olduğu meçhul…
 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan