|
Altın hangi haceti görecek? |
|
|
|
|
Bir gece yatağıma yatıp da ‘Mağara Arkadaşları’ (=Ashap-ı Kehf) gibi sabah uyanmadığımı, gözümü açtığında ise takvimlerin 2023’ü gösterdiğini düşünüyorum bir an. Cumhuriyet’in 100. yaşını kutlayan Türkiye’nin gelişmişliğine şaşırıyorum, gözlerime inanamıyorum. Memleketim cennete dönüşmüş; fert başına düşen gelir 20 bin lira olmuş, üstelik paramız dolardan üç kat, Avro’dan iki kat daha değerli hale gelmiş... Aşsız, evsiz ve işsiz tek insanınız kalmamış. Her şey güllük gülistanlık...O da nesi? Zaman içinde okuma yaygınlaştığı için bu uzun uykuya yatmadan önce yazdığım kitaplarımın geliri ile çocuklarım saray yavrusu bir köşk almışlar, beni de oraya taşıyıp uyanmamı beklemişler. 17 yıllık gecenin sabah mahmurluğunu atıp önde denizi, arkada da havuzu görünce ilk arzuladığım şey yüzmek oluyor. Tam arkaya döneceğimiz anda bahçe kapısı açılıyor ve belediye zabıtaları giriyor. Etrafımdakiler merakla bakarken havuza su ulaştıran boruları kesip atmaya geldiklerini söylüyorlar. Ben bir şey anlamıyorum ama çocuklarımdan biri hemen atılıyor:-Kardeşim daha ne istiyorsunuz; havuzda kullandığımız suyu altın fiyatlarına bağladınız... Hem bizim havuz sistemimiz aynı suyu arıtıp arıtıp tekrar kullanıyor. Fazladan su harcamıyoruz ki.-Ne şekilde olursa olsun, insanlar artık bir litre içme suyu için karneleri ile kuyruklarda beklerken sizin bu sıcakta böyle bir sistemle keyif çatmanız toplumda adalet duygusunu köreltip kıskançlıklara yol açmaktadır. Yasaların gereğini yerine getiriyoruz, havuzunuz iptal edilecektir.Bu konuşmaları dinleyince çok şaşırmadım. Zira 2006’da henüz uzun uykuya yatmadan önce dünyanın ve Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu susuzluk tehdidini biliyordum. Kendi kendime ‘demek ki o gün geldi’ dedim... Tabii o an, yeniden hayata dönmenin şevki, kendimi içinde bulduğum köşkün heyecanı, kitaplarımın çok okunmakta oluşunun gururu, kısacası yaşama sevincini besleyen her türlü haz birdenbire sönüverdi.Sahi, böyle bir geleceğe doğru gidiyorsak şu anki çırpınmalarımızın, çoluk çocuğumuza iyi bir gelecek hazırlama telaşımızın anlamı var mı?‘Olmaz öyle şey’ mi diyorsunuz?Çok sıkı tedbirler alınmadıkça ve daha da ağırlaşacak su kıtlığı karşısında şimdi hayal bile edemediğimiz dâhiyane çözümler üretmedikçe başımıza nelerin geleceğini görmek için rakamlar kâfi:-Türkiye 1960'larda yaklaşık 30 milyonluk nüfusuyla kişi başına 45 bin metreküp kullanılabilir su miktarıyla bu açıdan zengin bir ülkeydi... Bugün 70 milyonu bulan nüfusumuzla kişi başına 1400 metreküp rakamıyla su yoksulu ülkeler arasına girdik. Bu rakamları şerh etmek farz:Küsuratları atarak bakarsak görürüz ki 50 yıl içinde kişi başına kullanılabilir su miktarımızı 30 kat azalttık... Bu 50 yıl içinde nüfusumuz yaklaşık 1.5 misli artarken kullanılabilir suyumuzu 30 kat azaltmayı nasıl başardık?Fatura ortada: Mühendis siyasetçilerimizin kaba hesapçılığı bize ‘barajlar kralı’ kazandırırken hayatın ana maddesi olan suyun büyük bir miktarını kaybettirdi. Devlet olmaktan çıktığımız için kaçak kuyular korkunç bir hızla çoğalarak yeraltı sularını ürkütücü bir oranda tüketti. Sadece Konya’da 50 bin adete yakın kaçak kuyu yüzünden yeraltı suyunun seviyesi her yıl 2-3 metre düşmektedir. Tarımda yüzde 88.5 oranında ‘vahşi sulama’ olarak nitelendirilen ‘salma sulama’ yaptığımız için hayat kaynağımızın önemli bir kısmını yolda, arklarda kaybediyoruz... Şimdi bu rakamlara bakarsak, beyinsizce kalkınma hamlelerimizin ve körü körüne büyüme çabalarımızın bir tür intihar olduğunu kabul etmekten başka çaremiz kalır mı?Hangi yabancının ülkemizden kaç dönüm toprak aldığına ilişkin haber ve söylentiler ödümüzü koparıyor... Yarın çöl olacaksa kimin niye ve ne kadar aldığından bize ne? Bütün hızımızla böyle bir geleceğe koşarken, dünyanın ve ülkenin düzeni, helâlarımızı dahi altından yaptıracak kadar ‘Uzan’ boylu olsa neye yarar? Altınında ‘hacet’ göremedikten sonra!
|