|
Bölücü odakların eylem ve söylemleri karşısında aydın geçinenlerimizin ve sorumlu zevatın sergiledikleri zavallı tepkiler, Türkiye’nin bu fitne karşısında neden henüz aklı devreye sokamadığını her dakika tekrar açıklıyor. Bu yönde sıcak bir örneği, Tempo Dergisi’nden Doğan Ertuğrul’un, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı ile yaptığı röportaja üstüne sergilenen tepki ve yorumlarda görebiliriz. Baydemir’in PKK’ya ‘silahlı muhalefet’ demesi ve çete başını lanetleyemeyeceğini vurgulaması öne çıkarılıyor. Oysa bu tür ifadelerle oyalanmak katıksız bir dalalet! Öcalan’a yüz milyar kere katil denilmesi, çetesinin de terör örgütü ilan edilmesi şimdiye kadar ne işe yaradı? Bizzat kullanıcıları bile bu maşayı ‘terör örgütü’ diye lanetlemeleri neyi değiştirdi? TC’yi kapısında secde ettirdiğimiz AB de PKK’yı terör örgütleri listesine aldı ne oldu? Şu an hangi AB ülkesinde PKK bir zerre sıkıntı yaşıyor? Bugün yığınla vatandaşın kahraman saydığı bir adamı ve çetesini lanetlemekle bölücü fitne karşısında mesafe alınabileceğine, ancak lafla peynir gemisi yürütmeye kalkışan sersemler inanabilir. Baydemir’in çaresizliğini görebilmek önemli: -Türk kamuoyunun anlamadığı ve anlamak istemediği şey şu: Kürt siyasetçisinden ve aydınından, örgütü ve liderini lanetlemeyi beklemek gerçekçi değil. Bölgenin gerekleri, gerçekleri nedeniyle, bu mümkün de değil. Pratik olarak bir sonuç da doğurmaz. Açıkçası bu zat ‘PKK’yı lanetlemeyi içimize sindirsek bile buna cesaret edemeyiz’ diyor. Bu durumda silahsız (?!) bir siyasetçiyi ille de lanetlemeye çağırmak aslında ‘git kendini PKK’nın infaz mangalarının önüne at’ demektir! Örgütün elini kolunu sallayarak infazlar gerçekleştirmesini önleyemeyen devlet sorumlularının şuna buna ‘lanetleme çağrısı’ abestir! Baydemir’i savunduğum yok. Aksine kendisini PKK’dan çok daha etkin bir bölücü olarak görüyorum. Özellikle de ısrarlı bir söyleminden ötürü, çetenin başındaki yarı-resmi VİP konumlu kişiden çok daha zararlı bir bölücüdür. Baydemir’in ‘Türk kamuoyu ve Kürt kamuoyu’ denkleminde ısrar etmesi çok ağır bir küstahlık ve ayrımcılıktır. Bu, Türkiye’ye ‘iki uluslu bir yapı’ dayatmaktır. Bu ilkel bir ırkçılıkla Türkiye’deki bütün başka kökenden insanları aşağılamaktır. Bu, ‘Ben Türkiye’yi Kürtçülerin istediği şekle çoktan ikiye böldüm’ demektir. Esasen şiddete çağrı niteliği taşımadığı sürece bu söylemler -AB siparişi mevcut hukuk çerçevesinde zaten suç değil- serbest olmalı. Silahlı ve silahsız hainlere karşı akılla mücadele edebilmek için, kendilerini ‘Kürt aydını’ ve ‘Kürt siyasetçisi’ diye tanıtanların gerçek niyetlerini bilmek şart. Bunun yolu da fikir özgürlüğüdür. Bölücü cephenin hedefleri doğru okunmadıkça herhangi bir çözüm üretilemez! Nitekim bunca askeri çabadan sonra geldiğimiz noktada, bilhassa AB putçularımız sayesinde tam bir fiyasko yaşamıyor muyuz? Kıdemli ve çaylak siyasiler konuya ‘Kürt sorunu’ başlığını koyarken, kendilerini ‘Kürt aydını’ ve ‘Kürt siyasetçisi’ şeklinde tanımlayanların ‘ayrı ulus olarak payımızı istiyoruz’ diye diklenmeleri doğal değil midir? TC başbakanlarının ‘Kürt sorunu vardır’ diyebilmeleri, Baydemir’in ‘Türk kamuoyu-Kürt kamuoyu’ denklemindeki katıksız ihanetin mayasıdır. Devleti yönetenler bindikleri dalı kesmişken, şu aşamada ‘federal düzen’ isteyen ve uygulamaya çalışanların bölücü eylem ve söylemlerine gösterdiğimiz duygusal tepkiler neye yarar? Çözüm yolunda akıl ve fikir çilesinden nasipsiz yaşayıp sadece ucuz tatmin aramaya devam edenleri ve fiyaskonun sorumlularını rahatlatmaktan başka? Dış sicil amirleri tarafından bu millete sevdirilip saydırılan atandırılmışların, seçtirilmişlerin ve seçkinleştirilmişlerin bilerek veya bilmeyerek yaptıkları kötülükleri bin tane PKK bir araya gelse beceremez!
|