|
Seçimi erteletmek için başbakanlık mührünün altın tepside sunulacak rüşvet olarak konuşulabilmesi herhalde sadece siyasi kabare denemesidir! Çünkü şu sıra kimselerde o mührü “ikram” edecek güç yok... Ancak, başbakanlık hayalinin gölgesi bile iştahları kabartıyor, şehvet salyaları dudaklardan sızıyor. O ne makam ki uğruna vazgeçilemeyecek değer yok. Onur, saygınlık, tutarlılık, dürüstlük, vatandaştan utanma; hepsi ve her şey, başbakanlık için feda olsun! Oraya oturdun mu, “fena- f’il-halk”a eriyor, sonsuz bilgelik ve mutluluğa ulaşıyorsun! Galiba bu koltuğun derin ve kutsal manevi hazzı yanında dayanılmaz “maddi” zevki de var. Erotik ve ekonomik masaj gibi. Ona daha önce oturmuş olan da, yeniden kurulabilmek için dehşetli bir tutkuya kapılıyor. Başbakanlık denen dilberle ilk defa gerdeğe girmeyi isteyenlerin “fantezi”lerine ise herhalde sınır yoktur! “Yarab, bir başbakanlık uğruna ne insanlar batıyor!” Olağan şartlarda makul, düzgün, üretme yeteneği olan bir insan “başbakanlık tutkusu”na yakalandığı zaman bambaşka biri haline gelebiliyor. Dün vatan haini dediği adamla “kesintisiz dostluk” resimleri verebiliyor. Üstelik bu ikiyüzlülüğü çok olağan görüyor. Bu manzara, Ahzap suresinin 72. ayetini hatırlatır. “Biz emaneti göklere, yere, dağlara sunduk... Onlar yüklenmekten kaçındılar, ağırlığından çekindiler. Ama insan onu yükleniverdi. İnsan zalum ve cehuldür...” Zalum, çok zulmeden... Cehul de, çok cahil. Biz buradaki “zalum” kavramını, “hem kendine, hem başkasına eziyet edici” olarak algılıyoruz. İnsanın “sado-mazoist” bir damarı da olduğunu vurguluyor. Ayrıca insan feci derecede bilgisiz. Haddinin farkında değil, kibirle fırlayıp o korkunç emaneti yükleniyor... Başbakanlık da böyle bir emanet. Hele Türkiye için. O koltuktaki adam, sayısız isteği karşılamak zorunda. Herkes kuyrukta, herkesin meselesi de birincil önemde! Üstelik yüz milyonlarca isteğin yarısı birbiriyle çelişecek, birbirinin yolunu kesecek. Sözgelimi bir resmi kurum başbakandan yağış isteyecek, öteki güneşli hava... Ver verebilirsen! Öyleyse bu koltuğa oturmak için can verircesine boğuşmanın sırrı ne? İnsanın “zalum” ve “cehul” olmasından başka... İnsan hiç bilmiyor... İnsan kendisine ve başkasına hiç acımıyor...
|