|
Demokrasi perisinin, -çılgın Oflu hocaya emanet “şakacıktan mevta” gibi- boğulup boğulmayacağı, en taze heyecan dalgası! Oysa bu ikincil bir soru. Bu haftaki siyasi “televole”mizde daha bir iştahla mıncıklanabilir sualler de mevcut! “Peri boğulmadan önce iğfal de edilecek mi, edilmeyecek mi?” Bu soyut iğfal, malum gerekçede ifadesini buluyor: “Yüzde beşlik baraj demokratik değil, toplum kesitlerinin tam olarak temsilini engelliyor....” İğfal, meşru bir gerekçenin şeffaf bir maske gibi yüze geçirilmesinde! Sahte nikahla saf kızı kapatmak gibi bir eylem... İnsanlara böyle yansıyor: Hedef demokrasi ile yuva kurmak değil, onu sömürmek. Yalnız; sorun, bu girişimin doğuracağı sonuçlarda değil. Esasen bize göre barajın düşmesiyle kazanacağımız demokratik katılım değeri, istikrardan daha önemlidir. Farklılıklar içinde takım olabilme rüştünü kazanabilmek için bu siyasi dağınıklığın terbiyesinde çile çekmemiz gerekiyor. Beşli-yedili koalisyonları bile olgunlukla yürütebilecek kıvamı yakalayamadıktan sonra samimi demokrat olamayacağımız açık. Hemen hiçbir siyasi hareketin kendi içinde ideolojik tutarlığa önem vermediği bir toplumda demokrasinin pişmesi tabii ki çok zaman alacak. Tablo bu... Aynı siyasi akımdaki kadro katmanların birbirlerine yönelik sevgisizliğini bir kenara bırakalım, en temel konularda fikir-birliği içinde bulunan beş tane filan partiliyi bile bir araya getiremezsiniz. Böyle bir partinin tek başına iktidarı neden demokratik bir “istikrar” örneği olsun ki?. Bin fikirli, bin adamın tepesindeki bir liderin tek başına iktidarına “istikrar” diyeceksek mesele yok! Kısacası derdimiz, yeni siyasi televole hikayemizdeki içerik değil! Ne barajın düşmesi, ne de seçimin ertelenmesi... Sorun; demokrasi ahlakımız açısından “avret mahalli”mizin bir kere daha ortaya dökülmesinde. Hani, düpedüz iğfal olmasa bile “teşhircilik”le suçlanabiliriz. Onun için siyasetçiler adına üzgünüz. Kızmıyor, kınamıyoruz. Bütün vebal siyasetçide bile olsa, biz niye ona haksızlık edelim? Önemli olan, zan ile yargıda bulunmamak, bu durumu hakkıyla anlamak! Ama zor... Demokrasiyi şimdi hatırlamanın, sandıkta kalma korkusundan kaynaklandığını algılayamayacak kadar aptal oy makinelerinin var olduğuna mı inanılıyor? Başka türlü, bu girişimi saydam maskelerle cici göstermeye çalışmaya nasıl anlam verebiliriz? Siyasetçiye yüklenmek kolay. Aydının öncelikli görevi, bu kadar fütursuzca “gayr-i samimi” gerekçeler beyan edebilmeyi anlamak değil mi? Bu toplumun neden böylesine sık sık “aptal” yerine konabildiğine bir izah getirmemiz gerekiyor. Sır, dolandırıcıların işini kolaylaştıran “iklim”de mi? Adam akıl almaz karlar veya faizler için vaatlerde bulunuyor; insanlar da kuyruğa giriyor... “Bu değirmenin suyu nereden gelecek?” diye sormadan tasını tarağını satan dolandırıcının tuzağına düşüyor. (Tıpkı “jet” hızıyla “yeşil gaflet”i sömüren “uyanık”ların peşinden koşulduğu gibi...) Halk, kendisini aldatan siyasetçiye sürekli ödül vermiş. Neredeyse “Allah’ını seversen, gel, bir daha gel ve beni tekrar aldat” demiş. Kim kimden erdemli? Hem “televole”den yakınacaksın, hem de ona izlenme rekorları kırdıracaksın!
|