Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Böyle başa böyle örtü yasağı

Böyle başa böyle örtü yasağı PDF Yazdır E-posta

Küresel ‘Yükseltilen Değerlerler Marketi’nin Türkiye tetikçiliğini, temsilciliğini ve dağıtımcılığını üstlenen kökten batıcı medya kuruluşlarından biri üç gün önce bir kere daha salya-sümük nâra attı:

-Başörtüsüne bir darbe de BM’den!

Bu manşeti attıran duygunun satır arasına yerleştirdiği ek de belli:

-Nah işte, oradan da yediniz mi tekmeyi… Ohhh, içim yağ bağladı.

Manşetin bu görünmeyen ilavesini okumak için bilinçli-bilinçsiz millet düşmanlığını iyi tanıyanlardan olmak lazım… Eğer satır arası okumak gibi bir merakımız yoksa bu sefer gazetenin boş-yazarının döktürdüğü satırlarda ‘başörtü karşıtlığı’ maskesinin altındaki millet düşmanlığını görebiliriz:

-Efendim ‘millet düşmanlığı’ ithamı ağır olmadı mı?

Başka bir açıklaması yok.

Bu tutum aynı zamanda kararlı bir ‘İslâm düşmanlığı’ ile açıklanır ama onu ayrıca vurgulamaya gerek yok. Zira ne kadar kem-küm ederlerse etsinler, başörtü yasağı savunucuları gerçekte İslâm’dan rahatsız olduklarını gizleyemezler. Fakat böyle bir yasakçılığın bilinçli veya bilinçsiz keskin bir tür millet düşmanlığı olduğu gerçeği o kadar âyan-beyan ortada değildir.  Oysa mantık sağlam ve berrak:

Toplumun yüzde 75’inin karşı çıktığı bir yasağın devamı için usanmadan ve utanmadan tetikçilik yapanlar, hiç şüphe yok ki milletin yaralı kalmasına ve yarılmasına hizmet etmektedirler.

Lakin madalyonun bir de öbür yüzü var!

Başörtü mağdurlarının yanında yer alan yayın organları ve yer almış görünen siyasetçiler de, o kutlu-putlu azınlık cephesindeki ‘siyah’ın karşısına ‘beyaz’ olarak oturabilmek için sürekli aşağılık duygusu içinde bir takım işgüzarlıklar sergilerler:

-Başörtü mağdurlarına BM kapısı açık.

Sahi mi? O gazetenin haberi doğru değil, BM başörtüsüne darbe vurmadı, öyle mi? Aman da ne mutlu bize?!

Esefle görüyoruz ki başörtü yasağına karşı direnenlerin önemli bir kısmı hâlâ, ‘anamızı ağlatan kadı’dan himmet beklemeye devam ediyorlar.

Bu kafa değişmedikçe dönüp dolaşıp aynı yere gelecek ve İslâm karşıtlığı ile baş edebilmek için  Haçlı ve Siyonist ittifakının’ kalelerine sığınacağız!

Aslında bu yarayı AİHM ve BM’ye götürmek, Müslümanların bütün dünyada üç asırdır neden zillet içinde yaşadıklarını da açıklamaya yetiyor.

İnsan iman ettiği kitabın kesin yasağına rağmen Allah’ın dışında ‘veliler’ edinip putperestlere, tanrıtanımazlara, ‘İsa ve Üzeyir Allah’ın oğludur’ diyenlere bel bağlayan kişi başını belâdan kurtarabilir mi?

Burada ilahi yasağın içerdiği ‘veli’ kelimesinin sözlük anlamı olan ‘dost’ karşılığına kilitlenmemeliyiz. Veli edinmek, ‘birilerinin velâyetine girmek’ demektir. Hiç şüphesiz Müslüman insan, kendi inanç ve yaşayışını paylaşmayan kişilerle pek ala medeni ilişkiler geliştirebilir, özellikle de onların İslâm’daki güzelliklerinden yararlanabilmeleri için dininin samimi bir temsilcisi olarak pek çok şeyi paylaşabilir. Fakat bu, zamane dinli-dinci esnafının tetikçilikten farkı olmayan sözde tebliğcilik tarzını önermek değildir. Müslüman önce bizatihi kendisi için İslâm’ın güzelliklerini dikkat ve gayretle yaşamaya çalışır. Bunu kendi kendisi için doğru yapan zaten hakiki bir İslâm temsilcisi olur; ayrıca ‘iyi insanı oynamak’ gibi ‘şeytanın süslü gösterdiği’ tavırlara tenezzül etmez.

Müslüman insan batıya ve kökten batıcılara karşı edilgin-tepkici konum ile ricacı-dilenci konum arasında gel-git yaşamaya devam eder; bilinçsiz biçimde Allah ile şeytanı ve işbirlikçilerini aynı anda hoşnut etme çabalarını aşamazsa belâların başörtü ile sınırlı kaldığı günleri bile ararız.
 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan