|
MHP’nin ve ANAP’ın karşılıklı hamleleri –ideolojik veya siyasal açıdan- “spor olsun” diye atılmış adımlar değil... Bir hesapları ve bir beklentileri vardır. Kalplerini okuyamayacağımıza göre “beyan”larını esas alarak değerlendirme yapıyoruz. Vardığımız sonuç, bu hamlelerin, kendileri açısından bile yararlı olmayacağı yönündedir. Hatta iki partinin karşılıklı hamlelerinin kesişme noktasında, suikastı çağrıştıracak bir tablo oluştuğunu düşünenleri bile pek yadırgayamıyoruz. Neye karşı suikast? Ona göre AB üyeliğini, buna göre 3 Kasım seçimini engellemeye yönelik suikast! Keşke bu iki “ağır yaralı” ile sıyrılabilsek! Suikastı çağrıştıran bu tablonun asıl mağduru, özürlü çocuğumuz olan demokrasimiz! Onu işe göremezliğe mahkum ediyoruz. Bunalımın açtığı bu genel ve derin yaranın yanında öteki riskler hafif kalıyor. Ne var ki, üçümüzün-beşimizin önemsediği “demokrasi yarası” pek kimselerin birincil derdi olmadığı için, genellikle hangi siyasi partinin daha karlı veya daha zararlı çıkacağı yönünde sadece güncel kısır hesaplar tartışılıyor. Böyle hesaplardan azade ve olabildiğince bağımsız bakabilirsek çoğunluğun gördüklerinden farklı noktaları yakalayabiliriz: 1) Son siyasi şamata, AB üyeliğine karşı tek etkili odak olarak MHP’nin kaldığı yolundaki -doğru veya yanlış- kanaati pekiştirecektir. Bundan MHP’nin veya rakiplerinin kar ya da zarar etmesi, asıl “derin”deki gerçeğin yanında solda sıfır değerindedir. Vahim kayıp, çoğunluğun böylesine “derin”den ve kolayca aldanabilmesindedir. Çünkü bu toplumda çok daha etkili, “derin” ve “profesyonel” AB karşıtları vardır. Türkiye’nin üyeliğine “şiddet”le direnen Almanya’nın içimizden devşirdiği üst düzey “nüfuz ajanları” gibi. (Zararı yok; bu “iddia” şimdilik “askıda” kalsın... Onlar, önümüzdeki çeyrek yüzyıl içinde nasılsa deşifre olacaklar.) 2) Suikastı çağrıştıran “10 Eylül vukuatı” gösterdi ki, en temkinli siyasetçi bile “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” zorunda kalabilir. “İptal” hamlesi sonunda, MHP’nin iki ayrı bulgur ambarının ateş alması gibi. Bunlardan biri, “müşkilat yoklaması” sayesinde elde edilen “milletvekili kadrosunu yenileme fırsatı”dır ve kaybedilmiştir. Çünkü 3 Kasım seçimi gözden çıkarılmadıysa hiçbir “vekil” küstürülmeyecek demektir. İkinci bulgur ambarı da, AB’nin göstereceği “ekşi yüz”ün gerisinde. MHP, Ekim sonunda bir kere daha belirginleşeceğinden emin olduğu bu “ekşi yüz”ü, konuyla ilgili “hassasiyet”lerinde haklılık kanıtı şeklinde halka sunabilecekti. Oysa şimdi AB’den gelecek her türlü olumsuz yankının faturası -medyanın da katkısıyla- MHP’ye kesilecektir. Hasılı iki bulgur ambarı da tutuşmuştur. (Gerçi, bu yapay karmaşadan sonra herkes “vur abalıya” misali sadece MHP’ye yüklenirse, -AKP’nin durumunu çağrıştıracak biçimde- rüzgar değişebilir, kayıplar kazanca dönüşebilir. Buna da herhalde “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olup altın bulmak” denir.) 3) Bu bunalım, “toplam kalite” itibariyle henüz “büyük” oynayacak kıvamda olmadığımızı tekrar göstermiştir ki, çok acı da gelse, haddini hatırlamakta mutlak hayır vardır. Ayrıca züğürt tesellisi de geçerli: Küçük oynayanlar büyük kaybetmezler.
|