Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Canilere kaç, mutemetlere tut!

Canilere kaç, mutemetlere tut! PDF Yazdır E-posta

Elazığ Valisi Muammer Muşmal’ın, ‘ABD terör örgütüne destek veriyor’ başlığı ile haber yapılan değerlendirmeleri dün bu sütunda okuduğunuz bazı satırların resmen ikrarı niteliğinde.

-Sadece bölücü başının yöneteceği çapta bir örgüt değil bu örgüt.

Dünkü yazımla bu değerlendirmeler arasındaki örtüşme ilginç:

-Bizi yirmi yıldır uğraştırabilen güç PKK değildir. Böyle bir izlenim vermek, PKK’yı yüceltmekten başka bir amaca hizmet edemez!

Sayın Vali yıllardır kimsenin dile getirmeye cesaret edemediği gerçek teşhisi ortaya koyarken aslında kariyerini bitirmeyi göze almış. Tabii eğer bu satırların yazıldığı sırada ‘ben öyle demedim, yanlış anlaşıldım’ türünden bir yalanlama ile çizgisini değiştirmez ise!

Sayın valinin kariyerini bitirmeyi göze aldığına nasıl mı hükmediyorum?

Atatürk’ün ölümünden sonra Türkiye’de bütün ikbal arayıcıları için baş sicil amiri’nin ABD olduğuna inandığım için…

Şüphemiz varsa hafızalarımızı zorlayarak hiç değilse Irak Savaşı’nın öncesinden bugünlere kadar geçen zamanı kurcalayalım. Bu süreçte, seçilmişinden atanmışına kadar her boydan görevlilerin, göreve talip olanların ve kariyerini daha yukarılara taşımayı bekleyenlerin ne yaman (!) bir dikkatle sustuklarını hatırlamaya çalışalım.

Görürüz ki ‘mangalda kül bırakmayan’ nice zevat, müttefik dalavereleri karşısında tavırsızlığı ikbal manevrası olarak benimsemişlerdir. Tutumlarını büyüteç altına aldığımızda ‘aman baş sicil amiri üstümü çizmesin’ diye ürperdiklerini algılarız… Bazı kenarda kalmışların da ‘belki iç zirvelerde kullanılma sırası bana da gelir’ diye şirin görünmeye çalıştığını yakalarız… O zaman da, Atatürk’ün ölümünden sonra, Osmanlı’nın çöküş yıllarındaki evham tufanına geri döndüğümüzü anlarız:

-Ya Düvel-i Muazzama ne der?

Şimdiki de aynı şeyi yapıyor:

-İyi ama ya ABD ne der?

Artık gizlisi-saklısı yok; PKK maşasını kullanan el, bu fitneye karşı mücadeleyi yönetenleri belirleyen el ile aynı…

*

Bütün bu karanlık tabloya rağmen inancımızı neden asla yitirmediğimizi ve yitirmeyeceğimizi anlatabilmek için İtalyanların Trablusgarp ve Bingazi’ye çıkartma yaptığı yıla dönelim. Enver Bey zamanın Harbiye Nazırı’na çıkar:

-Paşam, malum İtalyanlar Libya’yı işgal etti ama biz tek kurşun dahi atamadan bu vatan parçasını bırakmış olduk… Böyle bir utançtan kurtulmak için birkaç arkadaşımla birlikte orada direniş harekâtı başlatmak istiyoruz.

Harbiye Nazırı ‘Düvel-i Muazzama’ telaşındadır:

-İyi ama Batı bastırırsa sizi kendi halinize bırakmak zorunda kalabiliriz.

-Olsun paşam, şimdilik bizi ordudan izinli sayar ve bir miktar para verirseniz yeter. İnşallah orada düşmana karşı bir direnç başlatırız…

Böylece Enver Bey ve Mustafa Kemal 15 bıçkın arkadaşları ile birlikte Trablus ve Bingazi destanını yazmaya giderler. Öyle bir destan ki, yakın çağlarda bir benzeri yoktur. 150 bin kişilik İtalyan askeri gücü, bir avuç Türk’ün örgütlediği direniş sayesinde kıyı şeridine püskürtülür… Aslında onları denize dökeceklerdir ama donanma menziline girdikleri için duraklamak zorunda kalırlar. (Sonrası ünlü ‘Ömer Muhtar’ filminde işlenen Libya’nın bağımsızlaşma öyküsüdür ki, Kaddafi’nin Türklük nefreti yüzünden destanın aslı ve ön kısmı özellikle atlanmıştır.) 

Bu destanı yazanların nesli kurumuş değil.

Elazığ Valisi Sayın Muşmal eğer söyleminden geri adım atmazsa, kariyerini bitirmiş olacak ama Türkiye’nin yeniden bağımsızlaşma mücadelesinde çok özel bir yer alarak tarihe geçecektir.
 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan