|
İsrail aşkına ABD’yi “küresel mafya eylemleri”ne zorlayan şahinler Türkiye’de Dışişleri Bakan Yardımcısı düzeyinde nabız yoklarken ister istemez Amerikalı bir düşünürü hatırlıyoruz: “İran ve Irak söz konusu olunca nükleer silahsızlanma vaazları verilir ama İsrail söz konusu olunca bu unutulur...” İlk bakışta bu cümle iflah olmaz bir “ABD ve İsrail karşıtı”na ait sanılabilir. Oysa söz, ABD ve İsrail karşıtlarınca “küresel dalaşmanın militan mütefekkiri” sayılan, meşhur “Uygarlıklar Çatışması” tezinin mucidi Huttington’a ait... Bu, ABD’nin sürüklendiği “küresel mafya misyonu” ile ilgili sayısız yorumlardan sadece biridir ama altındaki imzanın “yarı resmi” niteliği dolayısıyla yeterli kanıt değerindedir. Böylesine açık bir “çifte-standart”tan sonra gözümüzün içine baka baka Irak’a saldırıyı zorunlu gösterecek “kanıt”lar dayatanların durumu; işini “yasalara uygun görüntü” içinde kaba kuvvetle yürütmeye çalışan mafya resminden ibarettir! Bu da yeni bir şey değildir. “HÜSNÜ KURUNTU” MU? Yeni olduğuna inandığımız nokta, ABD’nin bu sefer pek memnun bulunmadığıdır. O kadar ki, “şahinlerin babası” gibi görünen Bush bile için için “Ah, saldırmamanın bir yolunu bulabilsem” diyordur. Bu belki çok iyimser bir yorum, hatta salt temenni sayılacaktır. Ne var ki, dayanağımız, sadece gönlümüzün arzusu değil. ABD içinde, önceki benzer “müdahale”lerin aksine, beklenmedik karşı duruşlar gözlüyoruz. Her ne kadar, İsrail lobisinin yönlendirdiği medya ABD kamuoyunu bu saldırı için epeyce hazırlamış da olsa, hiçbir şey Körfez savaşı şartlarına benzemiyor. ABD derin devletinin “İsrail Lobisi”yle kol-kola olmayan birimleri tepkili. Bu eylemin ABD’yi, “İsrail adına kiralanmış bir küresel mafya” olarak tescil edeceğini biliyorlar. Fakat ABD’nin nasırına basıp da canını yakabilecek en büyük güçlerden biri de İsrail lobisi... Gezegenin ağası açmazda. HALKSIZ STRATEJİ Bütün bu olumsuzluklarına rağmen ABD güçler dengesindeki birkaç odak, hiç değilse kendi ülkeleri adına ne istemeleri gerektiğini bulmaya çalışıyorlar. İlgili taraflar içinde ne istediğini en iyi bilen İsrail. Hatta, Irak, İran ve Suriye bile. Geride, ne istediğini bilmeyen ama bulmaya çalışan ABD ile, ne istediği konusunda hiçbir fikir sahibi olmadığımız Türkiye kalıyor. Diyelim ki biz kör ve sağırız, devletin üst düzey yetkilileri Türkiye’nin ne istediğini biliyor, bu konuda bir strateji belirliyorlar. Halkın bilmediği, katılmadığı veya umursamadığı bir stratejiyi hangi irade kararlılıkla yürütebilir? “Küresel mafya eylemleri”ne karşı direnebilmek, hiç değilse bu eylemlerden uğranacak zararı en aza indirebilmek için halktan başka dayanak yok. Ne ekonomimiz, ne siyasi yapımız, ne hariciyemiz, ne gizli servisimiz, ne de askeri teknolojimiz bizi küresel çeteye karşı dik tutamaz. Halkın sadece Ordu’yu güvenli kurum saydığı bir ülke –ki bu alanda da oran çarpıcı biçimde gerilemiştir- elini kanla yıkayacak çeteye peçete tutma bahtsızlığına düşmekten kolay kolay sakınamaz. Bölgesel iddiaları olan bir ülke için sıfır noktası bu... Önce bunu kabul etsek, gerisi çok zor değil. Tıpkı Fenerbahçe’nin, yücelmek için önce kendini “en iyi” sanmaktan kurtulması gerektiği gibi.
|