|
Dün Ankara’da ‘çuval vakası’nın hesabını unutturmamak gayesi güden bir toplantıya konuşmacı olarak katıldım ve karşı tarafın bize yaptıklarına değil kendi kendimize yaptığımız kötülüklere ve yanlışlara yoğunlaşma çağrısında bulundum. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu da bu toplantıda yaptığı konuşmada özel bir vurguyla kendi kendisini fena bağladı: -Çuvallayandan da, çuvallatan da muhakkak hesap soracağız! Şüphe yok ki bu çok zor bir iştir. Yine şüphe yok ki zorluğunu da en iyi bilenlerden biri sayın Yazıcıoğlu’dur. Buna rağmen böyle bir taahhütte bulunmak güçlü bir özgüvenin belgesidir. Dilerim Allah, bu taahhüdün tahakkuku için Türk milletine fırsat lütfeder. Bir siyasetçi için en önemli sağlık göstergesi, tarihi süreç içindeki hassas noktalara vakıf olmak, bunun gerektirdiği bilinci devreye sokabilmektir. Lâkin siyasetçi ve devlet adamı ne kadar üstün olursa olsun, özellikle milli kaygı ve tarih bilinci açısından -meselâ Abdülhamit gibi- ne kadar donanımlı bulunursa bulunsun, milletin o günkü nesilleri el vermezse başarı imkânsızdır. Hatta sadece önderler değil, kitleler de çok elverişli olsalar bile nasip yoksa zafer yoktur. Hiçbir şey, Allah’ın muradına rağmen gerçekleşemez. Acaba Muhsin Yazıcıoğlu’na böyle bir taahhütte bulunma cesaretini veren kitleler günümüzde var mıdır? Daha açıkçası bu toplum böyle bir saldırışı hafızasına kazımış, mutlaka hesabı sorulacak bir ihanet olarak kaydetmiş midir? Gerçi geniş bir yoklama yaparak ölçmüş değilim ama toplumun böyle bir bilince sahip bulunduğuna inanmamı sağlayacak pek çok tespitler yaptım ve izlenimler edindim. Ağır bir sarhoşluk hali yaşadığı muhakkak olan bu toplum kesinlikle göründüğünden daha zeki, daha bilinçli ve daha haysiyetli... Zira beş duyusu üzerinden ona uyuşturucu madde zerk ediliyor. Deriden, ağızdan, burundan, kulaktan, gözden, sürekli beyin çökertecek malzemelerle besleniyor. Zararlı hazır gıdalardan zehirli müziğe ve iğrenç görüntülere kadar bin türlü yıkıcı ürünle öldürülmek isteniyor. Böyle iken zaman zaman en zorlu meselenin hakikatini tam göbeğinden kıskıvrak yakalayabiliyor. Çarpıcı bir örneği zaman zaman benimle yazışan gencecik bir okurda takdim etmek istiyorum: -‘Kurtlar Vadisi Irak’ filminin ilk reklâmlarını gördüğümde ne yalan söyleyeyim, üzülmüştüm. Hani televizyon reklâmlarında Polat çuvalı Amerikalının kafasına atıyordu ya, o zaman kendi kendime şöyle demiştim: Yazık, gene ucuz bir kolaycılıkla sanal biçimde ‘çuvalın intikamını aldık’ diyeceğiz ve kendi kendimizi kandıracağız... Fakat filmi görünce böyle düşündüğüm için, böyle düşünerek Polat ve arkadaşlarına suizan ettiğim için kendimden utandım. Böyle bir ucuzculuğa tenezzül edilmediğini izleyince müthiş gurur duydum. Bu gencecik adamlar müthiş bir devlet ve millet bilinciyle sahneyi o kadar iyi kotarmışlar ki, hayran kaldım. Çuvalın sanal intikamı olsun diye onu Amerikalılara giydirmediler. Ya ne yaptılar? Bunun yerine, vahşi saldırganın ne kadar aşağılık yöntemlerle kendini koruyabileceğine ve melanetini sürdüreceğine ilişkin sıkı bir numara kullandılar. Amerikalı kendisine çocukları kalkan yaparak bu hesabı şimdilik erteletmişti..... İşte üzerine yıllardır uyuşturucu boca edilen bir toplumun ‘tıfıl’ diyeceğimiz bir ferdindeki bilinç... Bu gösteriyor ki, her şeye rağmen Türk milletinin sahibi Allah’tır. Uyuşturulmuş halleriyle her sömürgeci oyununu yutması gereken bu toplumun evlâtları, aksine en ince manevraları bile okuyabiliyordu. Bütün mesele, gençliğimizin genlerinde var olan bu büyük millet ve devlet bilincini açığa çıkaracak kültür ürünleri ile düşmanın uyuşturucu kültür ürünlerinin açtığı tahribatı giderebilmekte...
|