|
Salı günleri yazım olmadığı için TBMM Başkanı Sayın Arınç’ın Türkiye’yi geren 23 Nisan konuşmasını tam vaktinde tartışma fırsatı bulamadım. Fakat devletin önemli makamlarını işgal etmiş zevatın nicedir bayram günlerini ‘bölücü nutuk demleri’ olarak kullanmalarına bir türlü alışamadığım için ‘yeteri kadar tartışıldı’ deyip Başkan’ın konuşmasına nokta koyamıyorum. Ülke bütünlüğünün simge makamında oturan Sayın Sezer’in bazı toplum kesimlerini dışlayan, hatta zaman zaman demokratik ahlaka ve hukuka aykırı biçimde suçlayan konuşmalarından gına gelmişken pek sayın Arınç da ters tarafından aynı yaklaşımla ‘aman bu bayramı da bölücü fitne demi yapmadan geçmeyelim’ dercesine açtı kutuyu, döktü kötüyü! Bu öyle bir ‘kaht-ı rical’ (=devlet adamı kıtlığı) çağıdır ki, yansıttığı kahrı kavrayanın el açıp Allah’a yalvarmaktan başka çaresi yoktur. Şüphesiz Arınç’ın dilinin altındaki bir takım hakikatlerin özünü paylaşıyorum. Meselâ milli iradenin tecellisi önündeki engellerle ilgili dolambaçlı yakınmalarını özde haklı buluyor ama yeri ve zamanı için itirazımı saklı tutuyorum. Gerçi kendisi daha sonra ‘eğmeden-bükmeden’ konuştum diyerek bayramlık dalaleti gururla savunsa da, ‘hakiki bakla’ dilinin ucunda değil, altındaydı: -Bu bayram aslında benim Meclis’imin bayramıdır, milli iradeyi tanıyıp baş tacı etmenin kutlandığı demdir. Siz ceberut kurumlar, milli iradeyi temsil eden biz seçilmişlere yeterince saygı duymadığınız için bu bayramı göstermelik olarak kutlamayı bırakın. Ne iyi değil mi? Demokrasinin olmazsa olmaz ilk şartı Meclis’e saygıdır! Bütün atanmışlar, Meclis’ten daha üstün ve daha önemli hiçbir kurum tanımamalı, bunu da bütün samimiyetleri ile her fırsatta topluma yansıtmalıdırlar! Peki ya seçilmişler?! Onlar, bizzat kendilerinin oluşturdukları yüce kuruma gerçekten inanıyor ve saygı duyuyorlar mı? Bu memlekette Meclis’i oluşturan seçilmişlerin -birkaç tarihi istisna hariç- özgür duygu ve düşünceleri ile milletten aldıkları iradeyi yansıtabildikleri vaki midir? Ya gökten zembille indikleri için halk tarafından seçilmiş mübarek başbakanlarımız?! Bu memlekette başbakanların gözünde Meclis’in ‘iraptan mahalli’ var mıdır? Bu memlekette parti gruplarına ‘salla başını al maaşını’ dercesine fiilen ‘racon’ kesmeyen genel başkan görülmüş müdür? Bu memlekette Meclis Başkanı’nın devlet teşrifatındaki yerinin gereğini başbakanlara karşı yaşayabilen ‘milli irade timsali seçilmiş zat’ ile hiç müşerref olmuş muyuzdur? Bir tek Necmettin Karaduman böyle bir denemeye kalkışmış, Başbakan Özal’la yapılacak telefon görüşmelerinde makam önceliği gözetmek istemiş ama sonuç ne olmuştur? -Seni oraya başkan yapan benim, kendini ne sanıyorsun? Bittin artık, sildim seni! Muamele budur. Allah var, sayın Arınç zaman zaman kendi partisinin genel başkanı ile ters düşen bazı tavır ve beyanlarda bulunmuştur. Ancak bunlar kendisini AKP grubunun ötesine taşımaya yetmemiştir. Ülkedeki bütün eğilimlere eşit mesafede duramayan bir Meclis Başkanı, ‘yasama’ kudretinin bağımsızlığını temsil edemez. Tıpkı her siyasi eğilime eşit mesafede duramayan Cumhurbaşkanı’nın ülke bütünlüğünü temsil edemeyeceği gibi! Minicik bir bölücü oran dışında milletin ezici çoğunlukla sürekli ortaya koyduğu bir arada yaşama arzusuna inat, ‘kaht-ı rical’ çağında devletin önemli makamlarına yükselebilmiş zevatın ayırmacı ve kayırmacı tavırları, milli iradeye karşı işlenmiş en büyük cürüm değil midir? Milletten yetki aldığına inanan seçilmişler ve kâğıt üzerinde meşru çark ile yükselen atanmışlar, bayram kürsülerinde birbirleriyle hesaplaşamazlar! ‘Milletim sana diyorum, ideolojik hasmım sen işit’ der gibi nutuk atmak er kişilik değil, şer kişiliktir.
|