|
Metro grevinin Londra’lıları bunalttığı bu günlerde BBC “İngiliz Kibarlığı”na ağıt yakıyor. Ortak kanaate göre İngilizler artık kabalaşmakta... Birkaç asır geriye gidiyoruz: Yabancı gözlemciler o zamanki kendi şehirlerini kabalıklar mahşeri, İstanbul’u kibarlığın merkezi olarak tanımlıyorlar. İslam uygarlığı, çağının şehirleşme ve şehirlileşme doruğunu, Halic’in ve Boğaz’ın çevresinde geliştirdi. Bu uygarlık çöktü, İstanbul da çürüdü. BBC de çöküş kaygısıyla “İngiliz kibarlığı”nın tarihe karışmasını irdeliyor: Bombardıman altında bile “İngiliz nezaketi”ni koruyan insanlar artık yok. Hayatın yorduğu genç insan, toplu taşıma aracında çökecek koltuk bulmuşsa, özürlüler için dahi kalkıp yerini vermiyor. Açık ki, iyi insan olmak şu veya bu uygarlığın zorunlu sonucu değil. “Geri” olanın “ileri” olandan daha üstün insani değerler taşıyabileceğini unutursanız, uygarlık kompleksi içinde ne istediğini bilemez hale gelirsiniz. ANADOLU’DAN BİR ÇİÇEK BBC’nin böyle yakındığı günlerden birkaç hafta öncesine gidiyoruz: Türkiye’de yıldız olmuş bir Anadolu genci, yoğun bir “İngilizce öğrenim” programına katılıyor. Yıldız olduğu halde –artık Anadolu’da bile nadirleşen- mertliğini ve alçak gönüllüğünü koruyabilen bir delikanlı... Laiklikle derdi olmayan bir Müslüman. Orada, 65 yaşında İngilizce öğrenen üst düzey yönetici bir Süryani vatandaşımızla tanışıyor. Babası yaşındaki adama saygı gösteriyor, kahvesini getiriyor, sandalyesini tutuyor. İngilizler şaşkın: Sen, BBC’nin mülakat yaptığı bir şöhret iken nasıl oluyor da, bu adama böyle saygı gösteriyorsun? Olay bize kendimizle ilgili iyi bir duygu yaşatabilir ama bir çiçek bahar değil. Tamam, örnek çok renkli. Müslüman bir Türk genci, Hıristiyan bir vatandaşa hürmet ediyor. Bu zat “Allah” kelimesini eksik etmeden dualarda bulunuyor. Delikanlı da, “Oh be, Müslüman hayranlarım sayesinde camilerde çok dua alıyordum, artık kiliseden de alacağım” diye nükteyle karışık örnek bir “geniş”lik yansıtıyor. Ancak, bu ülkede “Ne biçim Müslüman imiş, bir kafirin duasına değer veriyor” diyecek “dar”lıkta nice kişi olduğunu da biliyoruz. “GÜZEL HAYAT”IN ANLAMI Sayılı çiçek ne Batı için, ne bizim için çok şey... Başka değerler gibi, “İngiliz kibarlığı”nın da yok olması, “evrensel ölçekte özveri”yi yüceltemeyen bir uygarlık için doğal. Dahası, “İnsan hakları cenneti”nde “sivil işkence”nin başlaması: “Kuyruklarda sıraya uymamak yaygınlaşıyor, kimse de ‘bu yaptığın haksızlık’ diye uyaramıyor. Yarım yüzyıldan az zaman içinde böyle çarpıcı bir değişim ne iştir? Cevap Brezinski’den: “Şu andaki biçimiyle Batı sekülarizminin (dünyevilik) insan haklarının en iyi taşıyıcısı olduğunu düşünmüyorum. Batı sekülarizmi, “güzel hayat”ın anlamına dayanak oluşturan tanımların, esas olarak hedonizm (zevk düşkünlüğü), kendini tatmin ve tüketim olduğu kültürel bir dalgadır. İnsanlık, bundan daha farklı bir şey olmalı. Bu kadar büyük manevi ve ahlaki boşlukta politik bireyin korunması çok fazla bir şey ifade etmez. Batı’nın çoğunda hakim olan maneviyattan yoksun sekülarizm, kendi kültürel yok oluşunun da filizlerini içinde taşımaktadır. İşte bu yüzden, Amerika’nın süper güç konumunun dayanaklarının bayağı zayıf olduğu endişesini taşıyorum.” (NPQ ile mülakat)
|