|
Kemalizmi değil Atatürkü keşfetmek |
|
|
|
|
Kendisi dışındakilere yönelik ilkel bir ezbere sahip batılı adam, Türkiye’nin AB’den soğumasını algılamıyor veya yanlış algılıyor. Dünkü Financial Times’ta ‘Türklerin Avrupa düş kırıklığı neden artıyor?’ başlığıyla yazan Vincent Boland ilginç bir örnek: -Türkiye için Avrupa Birliği'ne üyelik bir kader değil, tercih. Önlerine haksız olduğunu düşündükleri engeller çıkarıldığını gördükçe de, içlerindeki Kemalizm’i de yeniden keşfediyorlar. Avrupa değerlerinin, kurallarının kendilerininkinden daha mı üstün olduğunu da açıkça sorgulamaya başladılar.Güya Avrupa’yı sorgulayan ve olguyu doğru tahlil etmeye çalışan yazar, her zamanki ‘kibirli uygar adam’ edasıyla zaten haysiyet sahibi her ‘öteki’ için tiksinti uyandıracak özgüvenle bizi aşağılıyor! Bir kere ‘içlerindeki Kemalizm’i de yeniden keşfediyorlar’ da ne demek?Yazar, Türkiye’de Avrupa’nın ikiyüzlülüğüne tepki duyanları, Atatürk’ün kemiklerini sızlatan ‘Kemalizm’ tüccarlarından ibaret sanıyor. Oysa asıl derin tepki, AKP de dâhil bütün muhafazakâr kesimde. AB’nin ürettiği hayal kırıklığı ile toplumda yeniden keşfedilen, güdük seçkinci ideolojisi olarak Kemalizm değil, toplumun genlerinde, Atatürk’ün de kişiliğinde taşıdığı ‘bağımsızlık karakteri’dir. Bu tavırda, AKP’den vazgeçmeyi aklının köşesinden bile geçirmeyenlerin dahi çoğunluğu artık ortaktır. Nice partili, sezgi veya akıl yürütme ile baştan biliyordu ki, Erdoğan’ın AB’ye tam üyelik hedefine tutkuyla sarılması, milli iradeyi ‘Kemalizm’ kılıcıyla dengelemeyi alışkanlık haline getiren seçkinci mütegallibeyi etkisiz hale getirmeye yönelik bir manevraydı. Tabii ki bu manevrayı onaylamadım. Zira Müslüman’ın tanımına uyan bir yönelim içermiyor, aksine tam zıt bir yaklaşımı ortaya koyuyordu. Kur’an-ı Kerim’deki açık ‘Kendi dinlerine tâbi olmadıkça Yahudiler ve Hıristiyanlar asla senden hoşnut kalmazlar’ bildirimine rağmen AB çevrelerine şirin, yerli odaklara haşin davranmaları hazin bir cilveydi. Üstelik yine Kur’an-ı Kerim Müslümanları ‘Düşmanlık eden kâfirlere karşı şiddetli, kendi aralarında yumuşacık’ diye tanımlarken tam tersine, dışarıdakilere cicim, içeridekilere recim tavrı ibretlik bir vakaydı. Bu tavır, sadece, Kemalizm kılıcını kuşanarak hem İslâm ve hem de milli irade ile cebelleşenlere yönelik olsa dahi vahimdi ve Müslüman’ca değildi. Açıkçası Kemalizm kılıcını kullanarak bizzat Atatürk’ü istismar eden ve kötüye kullanan cepheye karşı, İmparatorluğumuzu parçalayan cephede hayır aramak hiç de hayra alamet değildi. AKP bu manevrayı daha haysiyetlice yürütebilir, dışarıda sergilediği kolayca uzlaşabilme yeteneğini içeride de kullanabilirdi.Umalım en azından şimdi, bunca hayal kırıklığından sonra ham AB rüyası uğruna içeride yıkılıp atılan köprüler onarılsın.Herkes ama özellikle sağ kesimler bilmelidir ki, Kemalizm, Türk milletini ‘Atatürk Tanrıdır’ diyenlerle ‘Atatürk Deccaldir’ diyenler şeklinde kutuplaştırmak isteyenlerin tasarısıdır. Bu yüzden İngiliz yazarın yorumladığı gibi Kemalizm’i değil, batılının bizi doğru anlamasına imkân olmadığını yeniden keşfetmeliyiz. En iyi batılı adam bile aşağılık oryantalist şartlanmışlığı yansıtır. İşte yazısına değindiğimiz Boland’ın dilinden taze kanıt:‘Türkiye’nin Kıbrıs meselesinde uzlaşmazlığı.......’En iyi İngiliz’in bildiği Rum uzlaşmazlığı ayan-beyan ortadayken, üstelik İngiltere Kıbrıs’ın Helenleşmesine karşıyken, bu konuda hâlâ Türkiye’yi eleştirebilmek için düşünce namusu açısından ‘eli sıkılamayacak kadar’ kirli olmak gerekir.
|