|
Araştırma, tahmin ve duyum yoluyla yerel, bölgesel veya küresel ölçekte karanlık olaylar hakkında bilgi edinip yorumlamaya çalışanlara yönelik genel-geçer yakıştırma, ‘komplocu’ veya ‘komplo teorisyeni’ sıfatlarıdır. Doğrusu bu yakıştırma büsbütün haksız değildir. Zira zeki, meraklı ve şüpheci insanların bir kısmı, ne kadar aydınlık birer zihin sahibi olurlarsa olsunlar, ‘karanlık olaylar vadisi’ içinde zaman zaman dağılmakta -hatta bir yerden sonra çoğu zaman- kendilerini paranoya derecesinde bir kuşku bunalımına kaptırabilmektedirler. Bu durumda şüphe fabrikası gibi işleyen zihinlerini yatıştırmak için her olaya açıklama getirmeyi hayatlarının biricik amacı saymaya başlamaktadırlar. Sonuçta karşımıza, yerel, bölgesel veya küresel ölçekte bütün olan biteni uçuk-kaçık senaryolarla açıklamayı neredeyse meslek edinmiş kişiler çıkıvermektedir. Hakiki komplocunun ayak izlerini örtebilmede yararlandığı en temel imkânlardan birini de bu aşırılık sağlar. Oysa hayat zaten her durumda bir senaryodur. Ne kadar önemli bir rol üstlenirsek üstelenelim, sayısız ayrıntının girdaba dönüştürdüğü kozmik bir hercümercin içinde anlamsız denecek kadar sınırlı bir irade sahibiyiz. Hangi ortamda doğduğumuzdan tutun da, binde birini dahi kendi isteğimizle seçmiş olmadığımız bin türlü insanla ilişkilerimize kadar ‘sayısız bilinemeyen’ unsurla örülü bir senaryonun içinde dolanıp durmaktayız. En akılcı kadercilik karşıtlarının bile, kendi hayatları üzerindeki hüküm ve tasarruf güçlerinin küçüklüğü, bizatihi yazgı gerçekliğinin kanıtı niteliği taşmaz mı? Her durumda bir senaryodan ibaret olan hayatımızın seyrinde, yeraltındaki veya gökdelen tepelerindeki bir takım karanlık alanlarda şu veya bu yönde ‘senaryo içinde senaryo’ kabilinden manevralarla karşılaşmamız kaçınılmazdır. Devletlerin, gizli servislerin ve cemiyetlerin her zaman çok geniş bir gizli etkinlik alanları olmuştur, olmaktadır ve olacaktır. Kimileri salt kötülük için, kimileri salt çıkar için, kimileri salt kendi güvenliğini başkalarının felâketinde görebildiği için, kimileri de şuna veya buna, hatta belki herkese iyilik yaptıklarına inanarak her zaman bir takım tezgâhlar geliştirirler. Takdir edilecektir ki can alıcı mesele bu vadiyle ilgili sağlıklı gerçeklere ne oranda ulaşıp ulaşamadığımızdadır. Yoksa her şeyde bir komplo arayan kadar ‘komplo diye bir şey yoktur’ diyen de saçmalamaktadır. Bu iki zıt genellemeye sarılanların durumları, ruh veya akıl hastası olabilirlik katsayısı bakımından çok farklı değildir. Ayrıca her iki taraftakilerin de, bizatihi komploların parçası veya uzantısı olma ihtimali vardır. Her şeyde komplo arayan kişi bunu bir servisle bağlantısı gereği iz karıştırmak için yapabileceği gibi komplo söylemlerine burun kıvıran şahıs da herhangi bir başka odağın güdümünde meselâ ‘sürüyü uyutma’ memurlarından biri olabilir. Daha tasarlanırken bile yüzde yüz gizlilik içinde gerçekleşmesi öngörülen bir takım manevraların arkasında hangi güçlerin ve hangi emellerin bulunduğunu kestirmeye çalışmak elbette her bakımdan riskli bir iştir. İstemeden de olsa gerçeği örtmeye katkıda bulunabileceğiniz gibi, beklenmedik bir ifşaata yol açabilecek kadar hadisenin künhünü yakalamışsanız başınız derde de girebilir. Kısacası böyle bir alanda hakikati aramak, karanlıkta mayın tarlası içinde iz sürmeye çalışmak gibi bir iştir. Doğaldır ki her zaman etkili ve yetkili birileri gerçeği aradığınız tarlada asla herhangi bir gizli nesne bulunmadığını söyleyeceklerdir. Hatta size deli gözüyle dahi bakıyormuş gibi görünebileceklerdir. Bu da çağımızı ikiyüzlülüğün ve sahteciliğin cehennemi yapmaktadır. Gerçeğin yalanla bu derece yoğun ve yaygın biçimde karıştığı çağımızda üstelik savaşa barış, kötülüğe iyilik yargısı biçilir. Meselâ organ bağışı gibi... Bunu da yarın sorgulayalım.
|