|
Sayın Başbakanın medyadan gelen eleştirileri bir kere daha ‘menfaatlerin kesilmesi’ ile açıklaması, hatta bu konuda ifşaatta bulanacağı yolunda tehdit savurması, çıkar hesabı tavır geliştirmezliğinden emin biri olarak şahsen alınmam gereksiz görünebilir. Oysa mesele bu kadar basit değil. Asıl böyle bir durumda alınmazsam kendimi haysiyetsiz ilan etmiş olurum. Bu yüzden var gücümle haykırmak istiyorum: -Beyefendi lütfen kimi kastediyorsanız derhal açıklayınız! Pek az gazeteci anında böyle bir tepki koyarken ne yazık ki kocaman organlar, âdeta tükürüğü rahmet olarak kabul etmiş davrandılar. Haysiyetli bir toplumun, haysiyetli bir önderi böyle bir beyanda bulunduğu takdirde haysiyetli medyanın haysiyetli bütün bireyleri anında ayağa kalkarak hep bir ağızdan haykırmalıydılar: -Kimi kastediyorsanız hemen açıklayınız. Toplumun haysiyet göstergesi bu duyarlılıktır. Faraza bendeniz çıkıp ‘Erdoğan hariç bütün siyasiler hırsızdır’ diye bir beyanda bulunsam, bu söz önce başbakanı öfkelendirmeli değil midir? -Neler saçmalıyorsun sen? Ne hakla böyle bir genellemeye yapabiliyorsun? Beni istisna saysan bile bütün siyasileri karalamanı asla kabul edemem! Sayın Başbakan böyle bir durumda bu tepkiyi koyar mı, koymaz mı?... Daha dün, cumhurbaşkanlığı olacak kişi hakkında özellikler sıralayınca kendisine yöneltilen ‘siz kendinizi kastetmiş olmuyor musunuz?’ şeklinde soruyu gayet hoşnut bir tebessümle cevaplamıştı: -Türkiye’de yalnızca beni lider sayıyorsunuz, teveccühünüze teşekkür ederim. Doğrusu bu tavrı göz önüne alınca ‘yalnız sen dürüstsün, ötekiler namussuz’ şeklindeki bir suçlamaya tepki göstereceğinden pek emin olamıyorum. * Medya gücünün bir çıkar aracı olarak kullanıldığını tabii ki biliyorum. Nitekim anında Erdoğan’ın yakasına yapışmayan, aksine birkaç istisna hariç bu iddiayı pişkince karşılayan bir medyanın menfaatçilik suçlamasından münezzeh olması mümkün değildir. Hatta bu pişkinlik, ‘aman üstüne gitmeyim, yoksa menfaatlerimiz büsbütün kesilir’ kaygısını belgeler nitelikte sayılabilir. İlginçtir; bu pişkin tepkisizlik, ‘yoksa başbakan essahtan açıklar’ kaygısından değil, ‘menfaatimiz kesilir’ telaşından olmaya daha yakındır. Toplumun fazilet zaptiyesi geçinen bir medyanın böylesine utanç verici bir hakaret ve suçlamaya pişkince sırıtması karşısında ne yaparsınız? Bütün kesim ve unsurlarıyla birlikte Türk toplumunda en yaygın ve tehlikeli hastalığın haysiyetsizlik olduğuna hükmetmekten başka çareniz kalır mı? Bu kahredici durumu merhum bir siyasetçimizin hatırasıyla tanım kesinliğinde vurgulamaya çalışayım. Sayın Demirel’in idare-i maslahatçı tarzına dayanamayıp Adalet Partisi’nden istifa edenlerin kurduğu Demokratik Parti’nin vekillerinden Kubilay İmer bir gün şöyle bir hitabede bulunur: -Beyler, bizde biri çıkıp ‘bu Meclis’te bir tek şerefli adam var, diğerleri haindir’ diyecek olsa, herkes ‘o te kişi benim’ der ve susar. Oysa uygar bir toplumda herhangi bir kişi çıkıp da ‘bu parlamentoda bir tek adam hariç herkes şerefli insandır’ dese, oradakilerin tamamı birden onun yakasına yapışır ve derhal kimi kastettiğini açıklamasını isterler. Haysiyet sahibi olmak böyle bir haldir. Yalnız, hakiki haysiyet sadece kendisini de zan altında bıraktığı için tepki göstereninki değildir. Bu olsa olsa haysiyetin en alt düzeyi, başlangıcıdır. Hakiki haysiyet, bulunduğun ortamda, şahsen bizzat tenzih edilmiş olsan dahi genellemeci üslupla suçlama ve hakarete muhatap olan başkalarının adına da isyan edebilmek ve tepki koyabilmektir. Herkes bilir ki başbakan ‘menfaatleri kesildi’ derkin sizi kastetmiş olamaz. İşte asıl o zaman sizin haysiyet tepkisi koymanız bir anlam taşır. Haysiyet; -bu toplumun ağır kirliliğine denk bir kepazelik örneği olarak- ‘yarası olan gocunur’ deyişinin çarpıtılmasından korkmamaktır! Haysiyet, asıl yarası yokken gocunabilmektir!
|