Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Oflu Hoca Demokrasisi

Oflu Hoca Demokrasisi PDF Yazdır E-posta

AKP ile MHP’nin aday adaylarını belirlemeye yönelik “Teşkilat Yoklaması”, aslında “müşkilat yoklaması” oldu. İki parti de “demokratik resim” vermek isterken başlarına dert aldılar.

Bu iki örnek, demokrasiyi hala biraz ölümcül bir şaka gibi yaşadığımızın taze göstergeleri...

Doğrusu, oy sandığını, muzip köylülerin Of’lu Hoca’ya emanet ettiği tabut gibi algılayışımız yeni değil. Sık sık, delege de böyle yapıyor, seçmen de.

Fıkraya göre, korkusuz, matrak ve belki biraz da “kaçık” hocaya köyün gençleri kötü bir şaka yapmışlar. İçlerinden birinin öldüğü haberini yayıp, Hoca’yı da sabaha kadar tabutun başında nöbet tutmaya ikna etmişler. Gecenin yarısında tabutun içindeki “canlı arkadaş” kımıldar olmuş. Bir iki, derken hoca “Bu herif hortladı galiba” deyip kalkmış, tabutu açarak içindeki “şakacıktan mevta”nın boğazını sıkmaya başlamış. Adam canını kurtarmak için çok çalışmış ama iş işten geçmiş... Hoca da sakin sakin uzanıp uyumuş. Ertesi sabah şakayı yapan gençler gelip takılmak istemişler:

“Hoca efendi, gece nasıl geçti?”

“Bi daha yarı canlı adamları bana getirmeyin. Onu huzura kavuşturana kadar anam ağladı!”

AKP ve MHP delegeleri böyle yaptılar. Önlerine konan sandıktaki “kıdemli”leri boğdular. Başka partiler de aynı türden yoklama yapsalardı durum pek farklı olmazdı. Çünkü ortalama “erginlik düzeyi” aynı:

“Delege dediğin yerel örgüt liderinin tetikçisi olur!”

Yarın seçmen de ölümcül bir şaka gibi sandığa yatırdığımız demokrasinin boğazını sıkabilir. Bir bakarsınız küskünler bizzat sandığı boğmaya kalkabilir! Boğmakta ve boğulmakta mahiriz.

Neden böyle? Neden demokrasiyi ölümcül bir şaka gibi yaşıyoruz?

Hepimiz, fıkradaki köyün hergeleleri gibi eğleniyor muyuz?

Cenaze yokken cenaze kaldırmayı oynar gibi, ortada demokrasi yokken, demokrasi oyunuyla günümüzü gün mü ediyoruz?

Açık ki; işi hiç ciddiye almadığımız için seçim ve siyasi partiler düzenini olgunlaştırma adına herhangi bir adım atmadan sadece “sandık”la idare ediyoruz.

Şüphesiz bütün vebal siyasetçinin omzunda değil.

Hoca da ağır sorumlu!

Tamam, önüne sandığı koyanlar biraz işin eğlencesinde ama sen de içindekini boğmak zorunda mısın?

Medyasından, en “saf” seçmenine kadar bütün bir toplumun “rüşt sorunu” ile karşı karşıyayız. Zeka yaşı bizimkine denk bir demokraside, sandık kültür ve terbiyesinin ileri olması beklenebilir mi?

Beş yaşında bir çocuğun anne veya baba olması ne kadar mümkünse, şimdiki “rüşt düzeyi” ile Türk toplumunun demokrasiyi gerektiği ölçüde ciddiye alıp yaşaması da o kadar mümkün.

Yine de buradan karamsarlık değil sorumluluğu paylaşma bilinci çıkmalı.

Düzey sorunu hepimizi bağlıyor. Birbirimize karşı görece üstünlüklerimizi abartmaktan vazgeçebilsek yolumuz aydınlanacak.

Medya aydını, bütün vebali siyasetçiye yıkarak kitlelerin yergi oklarını “suçlu teke”ye kilitliyor. Böylece, bir avuç lider hariç herkesin cici, aydınların da mükemmel olduğu bir ülke kuruntusuyla topluca oyalanıyoruz.

Bireylerin kendilerini olmadıkları kadar iyi saydıkları bir toplumda demokrasiyi ölümcül bir şaka gibi yaşamamız doğal.

Herkes sorumlu, herkes kusurlu.

Kimin, hangi kurumun veya hangi kesimin daha fazla vebal taşıdığını ölçecek bir sistem yok. Tarih bir şekilde doğruya yakın bir ölçüm yapacak, toplum olarak erginlik çağına girmekte gecikmemize yol açan etkenleri üç aşağı-beş yukarı isabetle sıraya koyacak.

Bu güvenli vebal kantarı, aydınlarımızdaki “sorumluluk yüklenememe” özelliğini herhalde ayrı bir “puan” ile değerlendirecektir.

Çoğunlukla yergiyi eleştiri diye sunan, olumsuzlukları vurgularken kendi benliğini tatmine ağırlık vererek muhataplarını açık veya sinsi biçimde horlayan bunca okumuş-bilmiş adama özel “puan” çok mu?

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan