Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Saldıran boğanın eleştirileri

Saldıran boğanın eleştirileri PDF Yazdır E-posta

Biri zamanlar halk arasında herhangi bir haberi nakleden kişi, inandırıcılığını pekiştirmek için tanık olarak “gazete”ye sığınırdı. Şimdilerde bir habere burun kıvırmak için gazetede çıkmış olması yeterli.

Devlet ve iş dünyası ile ilişkilerde gazetelerin birer maymuncuk gibi kullanılması halkın güvenini imha etmiştir.

Genel kabul böyle ama tek sebep bu değil.

Bir başka önemli neden de, eleştiri görevi ile polemik şehvetini feci şekilde karıştırmamız.

Polemik, önceden benimsenmiş bir tezi, hedef alınanlara kabul ettirmek içindir. Eleştiri ise “doğru”yu aramak için.

Polemikçi -başkalarına haksızlık etmek dahil- hiçbir şeyden korkmaz.

Eleştirmen ise yalnızca haksızlık etmekten korkar.

Polemikçi kitleden taraftar avlamaya çalışır.

Eleştirmen ise taraftar edinme dürtüsünü yenmiştir.

Futbol yorumları, polemikle eleştiriyi birbirine nasıl karıştırdığımızı test için eksiksiz bir laboratuar. Orada çok daha açık görülür ki, eleştiri görevi adı altında genellikle sadece polemik şehveti tatmin edilir.

BİR EGO VAR EGO’DAN İÇERU

Örnek:

Adam hakemin çok kötü olduğuna hükmetmiş. Bunu başta söyler veya söylemez, önemli değil; her durumda peşin hükümlü olduğu sırıtır. Tartışmalı pozisyonları tek tek yorumlarken de mutlaka açık verir. Bir hafta önce “kesin penaltı” yorumu yaptığı hareketin bir benzerine bu sefer “tertemiz” damgasını vurur. Arada hakemin bir iki tane de doğru kararına dikkat çeker ki, güya önyargılı olmadığını kanıtlar.

Bir başka futbol yorumcusu da, bu adamın böyle yaptığını yazar. Sonra kendisi de gider, bir diğer konuda aynısını yapar.

Siyasette de bu iş aynı dürtüler altında ama daha “rafine” üslupla yapılır.

Medyanın karşı karşıya bulunduğu güven sorununun çekirdeğinde bu arızayı, “eleştiri geleneğini oturtamama”yı vurgulamak gerek. Sağlam bir eleştiri terbiyesi geliştiremediğimiz için mesleğimizin ruhundan kopuyoruz.

Böylece yayın organları, eğer sadece patronların sözcü veya tetikçisi değillerse, resmi veya gayr-ı resmi ideolojilerin, moda akımların, inançların, zevklerin, tercihlerin, iç-dış gizli servislerin, resmi, yarı resmi ve gayr-ı resmi çetelerin, en nihayet ben-merkezli aydınların polemik kürsüleri haline gelmektedir. (Kendini bir ideoloji için kullandıran kalem, neden patronu için veya başka bir çıkar türü için tetikçi oluvermesin?)

POLEMİKÇİDE SAYILI ‘NİÇİN’LER

Eleştirmenlik kolay değil.

Eleştirmen “niçin”lerin cevabını işkembesinden çıkaramaz. Ayrıca her “niçin”in arkasında bir “niçin” daha olabileceğini bilir. Eleştirmene göre “niçin”ler bitmez. Polemikçiye göre “niçin” bir taneden fazla olamaz! Hatta belki “niçin”e gerek bile yoktur!

Eleştirmen, “Terim korktuğu için böyle oynattı” veya “İsmail Cem barajın altında kalacağı için red oyu verdi” diye kolayca ahkam kesemez. Çünkü burada “niçin”in cevabını “işkembe”den atmış olmaktadır. Doğru olabilir ama eleştirmenin akıl yürütme işinde böyle köpükten tuğlalarla duvar örmek yoktur.

Eleştirmenlik bilge derinliği ve enginliği gerektirir.

Çağdaş bir vıdı-vıdı mesleği olan polemik için kıvrak bir zeka kafi.

Eleştirmen işini sakin sakin yapar. Polemikçi ise kızar köpürür, azgın boğa gibi kelamın kırmızılarına saldırır!

Eh artık, boynuzla yapılan eyleme eleştiri demeyiz herhalde.

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan