|
Berbat futbol oynanan “sandık maçı”ndan bile halkın hamaset vitamini için destan ürettik. Ecevit ve Bahçeli’yi aynı anda “erdem abidesi” ilan edenler de oldu. Niçin? “Anketlere göre baraja takıldıkları halde” yine “3 Kasım” dedikleri için! İlk anda yadırgayacak gibi oluyoruz ama hakkımız yok. “Erdem”in köküne kıran girerse, sıradan bir tutarlılık coşkuyla yüceltilir. Sapır sapır döküldüğü halde hamasetten vazgeçemeyen toplumlarda ölçülerin tekrar yerli yerine oturması, bu yönde kararlı ve yetkin öncüler ortaya çıksa bile epey zaman alır. “Hem kel, hem fodul” kişiyi ruhsal bozukluk içinde bulunduğuna inandıramazsınız ki, tedavi edesiniz. Sadece siyasette değil, bütün mesleklerde aynı “arıza” var. Herkes kendini olduğundan daha iyi farz ediyor. Biz ise sadece siyasetçiyi tartışabiliyoruz. Doğrusu onların da bize en büyük hizmetleri bu. Karnımızı doyurmuyorlar ama kendilerini polemik sakızı olarak ikram edip demokrasi açlığımızı unutturuyorlar. ERDEMLİ OLMANIN ZORLUĞU Kel-fodul diyarında erdem kıtlığının kanıksanması da doğal. Çünkü en erdemli insanların bile bir yerde arıza verdiğine mutlaka tanık olursunuz. Bir yer gelir; kendi ilkelerini deler, inanmadığı sözü söyler. Ama, sadece siyasetteki erdem sorunu gündemdedir, başkasınınki değil. Biz de bunu yaptık, “dişimizin geçtiği” eski gazeteci dostumuz MHP İstanbul milletvekili Nazif Okumuş’a sataştık. “Sen iki kere üzüntülüsün... Seçim’in 3 Kasım’da olması yönünde oy kullandın. Sandık maçını aldınız ama mutlu değilsin.” “Nedenmiş o?” “Sana vefa gösterilmedi. Sıran çok sağlam değil. Anketler de hakkınızda hayırlı rüyalar görmüyor. Buna rağmen inadına çok sıkı çalışmak istediğini biliyoruz. Ama bu istek yetecek mi? Gerçekten yoğunlaşabilecek misin? Kırılmış bir adam olarak yeri geldikçe liderini savunabilecek misin? İnanmadığını söylemekten sakınabilecek misin?” Gazeteci Okumuş hem kurnaz adam, hem de kurnaz bir adamın olabileceği azami ölçüde samimi: “Sorular yargı içeriyor. Bunların kurcaladığı kışkırtıcı cevapları versem bana yazık, kıvırmaya kalksam gene bana yazık. İlahi takdire inanmanın gönül rahatlığı içindeyim. Sıkı çalışacağım. Kazanırsam sevinmemeyi, kaybedersem üzülmemeyi şimdiden öğrenmek istiyorum. Çünkü Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı’nın yaşadığı ‘kıssa’yı aklımdan çıkaramıyorum....” ÖLÜME UZANAN SEVİNÇ Ürpertici bir “muhtıra” gibi insanın yüreğine işleyen, sadece “erdem” sorununa değil, her işe ve her kişiye çok daha dingin bir ruhla yaklaşmamızı salık veren bu olayı hatırlıyoruz: Recep Koral AKP’den milletvekili adayı olmak için Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlığından istifa ediyor. Yerine aday belirlemek için AKP’deki talipler arasında kura çekiliyor. Kazanan Mustafa Yeşil büyük bir sevinç yaşıyor. Belediye başkanlığı garanti. Çünkü mecliste AKP oyları çoğunlukta. Mustafa Yeşil eliyle çektiği kura sonucu başkanlık koltuğuna oturuyor. Birkaç gün sonra da, önceki başkana öfkelenmiş biri, çiçeği burnunda başkanı makamında kurşun yağmuruna tutup öldürüyor. İnsan bu, kendi ecelini kendi eliyle altın kupadan yudumlayabiliyor. Okumuş halkı, gerçekten “kıssa” gibi bir olay. Bu arada bazı siyasi liderler de “sandık maçı” sayesinde kendi elleriyle altın kupadan öz ecellerini içmiş olabilirler.
|