|
Dün saat 14.30 suları... Sandık maçı yaklaşıyor. Siyaseti önemseyenlerin gözü birazdan Meclis TV’de olacak. Kötü futbol oynayan iki takım sahaya çıkacak. Beraberlik imkansız. Seyirci, siyaseti önemseyenlerden ibaret bir avuç tiryaki. İyi de, halkın kayıtsız kaldığı bir “sandık maçı”nın önemi nereden geliyor? Malum, siyaseti önemseyen ve yapanlar için Türkiye zırt-pırt “tarihi bir dönüm noktası”na dayanır. Sık sık “hassas bir dönem”den geçer. Ve hepsinden önemlisi; daima, “Her zamankinden daha fazla birlik ve beraberlik içinde olmamız gereken bir dönem”de bulunuruz. Acaba gerçekten hayati bir maça mı çıktık? Sandığa “evet” ve “şimdi hayır” diyenlerden hangi tarafı tutuyorsak, onun hakkında yeterince iyi düşüncelere sahip miyiz? Daha açık bir ifadeyle, seçimi erteletmek isteyenlerin parti ve şahıs ikbaline odaklanmış benciller, ötekilerin de vatan için kendilerini feda etmeye hazır kahramanlar olduklarından emin miyiz? Yahut tersinden? O KADAR SİYA-BEYAZ MI? Hangi taraf demokratik terbiye açısından yeterince ahlaklı ve ilkeli olduğuna bizi inandırabiliyor? Hakim havaya göre seçimi erteletmeyi isteyenler, tamamen parti ve kişi çıkarlarına odaklanmış kişiler. Diyelim ki, bu doğru. Hepsinin yüreklerini okuduk ve sadece kendilerini düşündüklerini öğrendik! Bunu öğrenirken ötekilerin yüreklerini niye okumuyoruz? 3 Kasım coşkusu taşıyanların yürekleri sadece ülke sevgisiyle mi çarpıyor? Eğer böyle bir güven varsa -seçimi 3 Kasım’da yaptırmak isteyenlerin yüzdeyüz ilkeci ve ahlakçı olduklarından eminsek- şu sorulara çok kolayca cevap verebilmemiz gerekir: AKP ve CHP anket yoklamalarında barajın altında görünseydi, bu iki partinin yönetici ve mensuplarının yürekleri yine aynı ölçüde 3 Kasım coşkusuyla kabaracak mıydı? Kapalı kapılar ardında oynanan “iktidar oyunu”nu bozma gerekçesiyle 3 Kasım’da seçim çağrısı yapan MHP’nin o günkü coşkusu bugün aynen devam edebiliyor mu? Hangimiz, taraflardan birini “sütten çıkmış ak kaşık” sayabiliriz? NEDEN İÇİMİZ RAHATLAMIYOR? Belli ki yine, “ehven-i şer=daha az kötü” bulduğumuzu tercih çaresizliğindeyiz. Ortada iki cephe var ve bir üçüncüsünün olabilmesi imkansız. Her iki cephenin de kalite ortalamasından ve içtenlik katsayısından hoşnut olmadığımızı gizleyemeyiz. Her birinde bir “nalıncı keseri” boyutu var. Böyle bir siyasi tablo karşısında, şu cephenin kazanmasını felaket, öbürünün kazanmasını cennet sayabilir miyiz? Bu duygularla tarihi “sandık maçı”nı izledik. Kişisel olarak iki sonuç arasında uçurum niteliğinde fark göremiyor, ama seçimin ertelenmesini, ötekinden daha fazla sıkıntı verici buluyorduk. (Bu nihayet bir kanaattir ve başka herhangi bir kanaat gibi, sadece sahibini bağlar.) Ancak bu kanaate rağmen sonucun 3 Kasım lehine çıkması yüreğimizi rahatlatabilmiş değil. Bir esenlik hissetmiyoruz. Galiba işin püf noktası burada: Kaybedenlerin ilkeli ve ahlaklı davrandıklarından emin olmadığımız gibi, kazananlarınkinden de emin değiliz... Ortada, göğsümüzü gere gere “taraftar”lık edeceğimiz bir takım yok. Futbolu bu kadar kötü oynamaktan sıkılmayan iki takımdan hangisini tutmak bizi mutlu edebilir ki? İki, “hak etmeyen” takımın maçından bir galibin çıkması berbat bir durum. Bu maçın asıl mağlubu demokrasidir.
|