Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Sentetik siyaset

Sentetik siyaset PDF Yazdır E-posta

Sentetik siyaset

Biri yeni, biri eski iki parti, batan gemilerin mallarını kapışmaya devam ediyor.

Eskinin yeniliğine iman edenler ile yeninin yeniliğinden kuşkulananlar aynı koronun naracıları.

Batan gemilerin malları da kendilerini yağmalatmak için müşteri kızıştırıp duruyor. Ama izdiham sadece, iki güncel “ikbal tapınağı” önünde.

İki “yükselen” veya “yükseldiği kabul edilen” partide iyi yer kapmak isteyenler birbirini kırıyor.

Bu yağma siyasi açıdan son derece renkli bir deney ve gözlem alanı.

İkisi de tamamen Mevlevi-meşrep!

“Ne olursan ol, kapımız açık!.. İster Mecusi ol, ister Hindu, ister liberal ol, ister komünist; yine gel!”

Çağrıyı alan, ya birine, ya ötekine gidiyor.

Ne var ki, batan geminin malları sadece kar va’detmiyor.

Bu işte, şimdilik hesabı tutulmayan bir zarar kalemi de var.

Çünkü lafla “bütünleşme” gemisi yürümüyor.

Mevlana’nın çağrısı, bir de Mevlana gerektiriyor.

Yeni gelenler ile eskiden beri var olanları “bir” tutmak için -Mevlana’nın deyişiyle- sabit ayağını belli bir yere sıkıca basıp öteki ayağıyla evreni dolaşan bir “pergel” şart!

Ortada Mevlana bulunmadığı için denge tutturulamıyor; yeni gelenler “baş-tacı” halini alıyor, eskiler “nasılsa bizim adamımız” muamelesine mahkum oluyor.

Herhalde bu “gerçek” yüzünden olsa gerek, iki partinin de lideri eski “yoldaş” veya “candaş”ları bir takım “gönderme”lerle yatıştırmaya çalışıyor:

“Kardeş sesini çıkartma! Tamam; sen bizdensin, biz sana daha yakınız ama, şimdilik vatanı ve kendimizi kurtarmak için ayıya dayı dememiz gerekiyor. Sabret, onlara geçici iltifatlarımız seni kıskandırmasın...”

Bu arada batan geminin mallarını kütüğe kaydederken çok şirin bir “ilke” vecizesi ile de kulaklarımızı şenlendiriyorlar:

“Herkese kapımız açık. Hangi kesimde, hangi eğilimde olurlarsa olsunlar; yeter ki gelenler partimizin ilkelerini benimsemiş bulunsunlar.”

Bu yüksek “ilke duyarlılığı” yok mu?

İnsanın gözleri yaşarıyor.

Anahtar cümleye dikkat buyurunuz:

“Hangi eğilimde, hangi kesimde olurlarsa olsunlar, yeter ki, partimizin ilkelerini benimsesinler...”

Sahi, bu laf bir “şey” söylüyor mu?

Eğer bu laf bir şey söylüyorsa, şu laf da çok “şey” söylüyordur:

“Onlar isterlerse dört ayaklı olsunlar, yeter ki bizim yanımıza geldiklerinde iki ayakları üzerinde dursunlar...”

Vecizeye tekrar bakınız:

“Hangi eğilimde, hangi kesimde olursa olsun, yeter ki, partimizin ilkelerini benimsesin...”

Mübarek, bu “ilke” denen şeyin “eğilim” ile hiç mi ilgisi yoktur?

Her kesimden, her görüşten bir takım insanların hangi aynı “ilke”ler etrafında toplanması beklenebilir?

Mesela “demokratik ilkeler” diyebilir miyiz?

İyi ama bunlar “partimizin ilkeleri” değil ki.

Onlarda birleşebilmek için aynı partiye girmek şart mı?

Söylem açık:

“Herkese kapımız açık, herkes gelebilir; yeter ki partimizin ilkelerini benimsemiş olsun...”

Allah Allah; acaba neymiş bu ilkeler?..

Bir sosyal demokrat, bir liberal, bir komünist, bir çoğunluk ırkçısı, bir azınlık ırkçısı, bir dinci, bir Darwin’ci; aynı partinin çatısı altında, o partiye özgü hangi ortak ilkeleri benimsemiş olabilirler?

Böylesine yuvarlak ilkeleri hayal-gücümüze ısmarlayalım:

“Beyler, bizim partimizin ilkeleri şunlardır. İster komünist ol, ister kapitalist, bu ilkeleri kabul edeceksin: Bir; kalabalık içinde sakız patlatmak yok. İki; yeşil veya kırmızı kravat takmak yok. Üç; ayakkabıların topuğuna basarak yürümek yok. Dört; rakip partilere kopya vermemek için, iktidara gelindiği takdirde hangi meselenin nasıl çözüleceğine ilişkin soruları cevaplamak asla yok!”

İşte, her eğilimden, her dünya görüşünden insanın benimseyebileceği bir takım yuvarlak ilkeler.

Bindik iki alamete, gidiyoruz selamete!

Gel, ne olursan ol, gel...

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan