Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Sivil türkülerin uzağında

Sivil türkülerin uzağında PDF Yazdır E-posta

Halkın gündemi ile medyanınki hala çakışabilmiş değil.

Biz, “Irak”, “AB”, “seçim”, diyoruz ama halk ne diyor?

“Geçim de geçim” mi diyor?

Bu bile kesin değil. Hatta bir kaşık suda kopan “ezan fırtınası”na bile aldırmıyor. Biraz “maç” diyor, biraz “televole” diyor.

Belli ki halk devlet ve medya ile inatlaşıyor.

Anketlere göre, -şimdilik- önde giden AKP bile, uyandırdığı umuttan çok, hareket olarak yansıttığı farz edilen tepkiyle ilgi çekiyor.

“Yansıttığı farz edilen” diyoruz, çünkü AKP bu seçimi “28 Şubat’ın rövanşı” gibi görmediğini, söylemiyle ilan ediyor. Dayandığı temel tabanın en duyarlı olduğu konulara gündeminde öncelik vermeyeceğini beyan ederek kendisini bağlıyor.

Buna rağmen sözünü ettiğimiz duyarlılık alanında en küçük bir kuşku yok.

O kadar ki, Tayyip Erdoğan “Ben aslında İslamcı değildim” dese bile, sevenleri olumsuz etkilenmeyecek.

Niye acaba?

İlk bakışta bu sorunun cevabı “takiyye”dir.

“HERŞEYE RAĞMEN” NEDEN?

“Efendim malum taban AKP’nin şimdilik böyle konuştuğunu biliyor. İktidar olduktan sonra bu yöndeki beklentilere cevap vereceğine inanıyor...”

Bu ilk “bakış”ın içerdiği iddiaya inananları yadırgamak mümkün değil. Karşılıklı şartlanmalar ortamında bir kesimin bu “kuşku”da ısrar etmesi olağan.

Ne var ki, bizim gözlemlerimiz aksini iddia etmeyi de mümkün kılıyor:

AKP’nin doğal tabanında ılımlı söylemi “takiyye” sayıp eski “milli görüş”cül beklentilerini koruyanlar bulunmakla beraber, büyük çoğunluk “herşeye rağmen Tayyip” demektedir.

Temel dürtü, devlete ve medyaya tepki. 

Bu belki ağırlıklı olarak bilinçaltında. Ancak, dikkatle bakanlar sık sık su yüzüne çıktığını görürler.

Şüphesiz bu kesim, AKP’nin devletle ve medya ile kavga edemeyeceğini, etse bile kolay kolay başarılı olamayacağını çok iyi biliyor. (O kadar iyi biliyor ki, henüz Erdoğan’a yasak gelmemişken “Bu devlet imam-hatip kökenlileri neredeyse imam bile yapmayacak, başbakan yapar mı?” diyebiliyordu.)

Öyleyse niye hala ısrarla AKP’ye yükleniyor, başka hiçbir tabanın gösteremeyeceği gayretlerle oy sayısını arttırmak için çalışıyorlar?

Yapabilecekleri başka hiçbir şey yok da ondan mı?

BİR KÖTÜ, BİR İYİ

Bizim gözlemimiz bu yönde.

Sanki birikmiş bir “hınç” ile AKP için seferber olmuş durumdalar.

Bu “hınç” bizi ille de “28 Şubat’ın rövanşı” tezine götürmeli mi?

Böyle bir teşhisin doyurucu olmadığı kesin.

Geçen zaman içinde 28 Şubat öncesini ve sonrasını değerlendiren “Siyasal İslamcı” kesimde önemli bir “dönüşüm” yaşandı. İslam ile demokrasinin, hatta İslam ile laikliğin bile çelişmeyebileceği düşüncesi değer kazanmaya başladı.

Aslında bu sessiz bir devrim. Unutmamak gerekir ki, 28 Şubat öncesinde sıradan bir İslamcı için laikliği benimsemenin dinden çıkmak olduğu kesindi. Şimdi ise bunun böyle olmayabileceğini düşünen ama aynı zamanda “İslam” konusunda eski duyarlılığını da koruyan ciddi bir kitle var.

Bu, demokrasimiz için elbette “hayra alamet” bir gelişmedir.

Hayra alamet olmayan ise, devlet ile medyanın bir türlü beceremediği “halkın dilini iyi konuşma” işinde yasaklı bir liderin öne geçebilmesi.

Öne geçen liderin yasaklı olması değil, yasaklı bir liderin öne geçmesi.

Sivil türküler söyleyebilmek için daha epey bir yolumuz var.

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan