|
Siyasetçiye yuh, askere alkış ne demek? |
|
|
|
|
Ortalama ‘topçu hafifliği’ ile anılmamayı hak eden nadir futbolculardan Tayfur Havutçu’nun veda maçında seyircinin Erdoğan’a ve Mehmet Ali Şahin’e tepki gösterip Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ı alkışlaması bazı yorumcularımıza ‘mal bulmuş mağribi’ sevinci yaşattı: -Hükümete halk desteği kalmadı!Ucuzculuğa bakın! Böylesine hafif medya erbabının cirit attığı bir ülkede işbirlikçi edinmenin bedeli leblebi-çekirdek fiyatına inmez mi? Bir stat dolusu seyircinin tepkisini ‘halk desteğini kaybetmek’ şeklinde okuyorsanız önyargınız zekânızı boğmuş demektir.Bir kere ‘iktidarların halk desteği ile oluştuğu’ yolundaki peşin kabul, demokrasiler için üretilmiş bir palavradır. Diktatörlüklerden farklı olarak halk, iktidarı belirleyen etkenlerden sadece biridir o kadar. İkincisi AKP, seçime katılım oranına göre gerçekte sadece yüzde 25’inin oyla Meclis’te ezici çoğunluğu almıştır. Yüzde 10’luk baraj kamburunu da cabası! Ayrıca AKP öncesi, üç ortaklı hükümetin arkasındaki cüzi halk desteği küresel güçlerin iktisadi manevrası ile de sıfırlanmıştır. Halk bunun neresinde? Sadece yüzde 25’inde... İktidarın ilk döneminde hakiki veya sahte parıltılarla bu oyların arttığı, mahalli seçimlerde AKP’nin patladığı da malumdur. Beşiktaş seyircisinin belgelediği (!) kaybolmuş halk desteği, hangi rakamın içindekidir? Meselâ 3 Kasım seçimlerindeki yüzde 25’lik Erdoğan oylarının içinden midir? Yoksa iktidarın ilk günlerinde kısmen olumlu icraatlar sayesinde kazanılan, kısmen de ‘güce yamanma dürtüsü’ ile halkaya giriveren oyların içinden midir? Seyirciler arasında yüzde bir oranında bile kadın yokken ve hanım seçmenler nezdinde AKP hayli güçlü iken oradaki tepkileri ‘halk desteğini çekti’ diye okumak, duvar gazeteleri düzeyinden başka neyi gösterebilir?Bir de asker-sivil mukayesenin altını çizmek yok mu, otur da ağla! Halkçı ve demokrat (?) geçinen medya adamı siyasetçinin yuhalanıp askerin alkışlanmasını nasıl tasvip eder?* Yığınların tepkilerinde kolayca keramet bulanlardan değilim. Sivili yuhalayıp askeri alkışlayan bir topluluk, kendisine sınırlı da olsa katılım sağlayan demokrasiye değil, diktatörlüğe ve darbeye müstahak demektir. Şüphesiz burada Büyükanıt Paşa’yı darbecilerle özdeşleştirmiyorum. Sadece, kitlenin siyasetin aleyhine asker yağcılığı yapmasına itiraz ediyorum. Orada Büyükanıt Paşa parlayan bir askeri yıldız olduğu için değil, siyasetin karşıtı görüldüğü için alkışlanmıştır. Her şeye rağmen seyircinin siyasiye yuh çekip askere alkış tutmasında okunacak bir şey vardır. Fakat bu ‘mal bulmuş mağribi’ görevine soyunmuş medya adamının vehmettiği türden değildir!Orada Fenerbahçe’li bir komutan alkışlanmıştır. Hem de Beşiktaş taraftarınca hiç sevilmeyen Aziz Yıldırım’la yana seyrettikleri Fenerbahçe maçında kibirle kasılıp oturmuş görünen Başkan’ın havasına karşılık pek heyecanlı bir taraftar sadeliği ile gölgede kalan bir komutan... Beşiktaş taraftarının o geceki tepkisini okumanın anahtarı burada. Böyle bir komutanı alkışlamaları, aslında askerin PKK’ya sert ve ciddi, hükümetin yumuşak ve laubali yaklaştığına hükmettiklerindendir. Bu anlamıyla Beşiktaş seyircisinin tavrı, halk çoğunluğunun tutumunu yansıtmış olabilir. Peki bu doğru mudur? Değildir ve halk hep böyle kanmıştır. Bölücü hareket bütünlüğümüzde yaralar açmaya devam ederken askeri başarıları ve PKK’nın ezilmesi ile avunduk. Çok kesin; bölücülükle mücadelede Cumhuriyet’in başından beri devlet, hükümetleri ve ordusu ile sınıfı geçebilmiş değildir. Mehmetçik’in kahramanlığı başka şeydir, kurmay aklın zaferi başka şey...Kısacası ne halkta çapı seziş var, ne de -sayılı istisnalar hariç- seçilmişlerde ve atanmışlarda çap belirtisi...Bir kuraklıktır gidiyor.
|