Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Son ağacı kesen adam

Son ağacı kesen adam PDF Yazdır E-posta
Bayramın ikinci günü ‘İşte Üçüncü Köprü’nün yeri’ başlıklı haberi görünce güncel ve ‘acar’ orman katliamı tartışmasını hatırlayıp acı acı güldüm. Orasıdır mıdır, değil midir; önemi yok. Üçüncü köprünün geçebileceği her güzergâhta kesin orman telefatı olacak, güya villacı ağaç düşmanları ile mücadele eden devlet İstanbul’un akciğerinden bir büyük parça daha koparacak. Yeni köprünün haritasını çok erkenden fethedenler de muazzam kazançlarla çocuklarının boyunlarına ateşten gerdanlıklar takacaklar.Belediye başkanı iken İstanbullulara ağaç dikmeyi hatırlatan ve ciddi bir yeşillendirme çabası yürüten Erdoğan’ın başbakanlık döneminde kentin merkezi yerlerinde avuç içi kadar açıklığı dahi betonlaştıran çılgınca bir imar patlaması yaşamamız ne cilvedir?Ayrıca köprü hassas bir konu...Vaktiyle ilkine solcular karşı çıktığı için eleştiriyle yaklaşmak, ‘gelişme karşıtlığı’ sabıkasına ortak olmakla eşdeğer hale geldi. Oysa bilim diyor ki, Boğaz’da yeni köprü bir süre nispi rahatlama getirir, sonra da kendisini merkez alan daha yüksek araç yoğunluğuna yol açar. Tarihi yapıları hariç İstanbul’u neredeyse toptan yıkıp yeniden yapmadığımız sürece, araç artışıyla orantılı olarak her gün üç kilometre yeni yol açmak imkânsız. Üçüncü köprünün de trafiğe kalıcı katkısı olmayacak, hatta İstanbul’un tamamen dış çevre trafiğine dahi önemli bir çözüm üretemeyecek. Bunu anlamak için uzman olmak gerekmez. Böyle bir yapının bizzat kendi ihalesi ile yaratacağı iştah, yol açabileceği irtikâp, geçeceği yerlerin etrafında meydana getireceği değer patlaması, siyasetin maliyetine (!?) kaynak arayanların başını döndürmeye yeter. (Geniş ufukluların İstanbul için öngöreceği anlamlı köprü seçeneği, Boğaz’dan değil, Marmara’dan uzanıp gidecek devasa bir geçit olabilir.)İklim değişimiyle ilgili küresel tahminlerin hemen hemen tamamında Türkiye’nin geleceği çöl görünürken bütün ülkede ve İstanbul’da her bir ağacın kutsal değer atfedilip özenle korunması gerekiyor. Böyle iken akıl almaz bir gündelik kâr iştahıyla orman kıyımı yapmamız üzerinde düşündükçe Polinezya adalarında yaşanan çarpıcı bir çevre felâketinin öyküsünü hatırlarım. Bu adalardan birinde, kabileler halinde yaşayan insanlar taştan anıtlar oyup taşıyarak dikme yarışı ve sair sebeplerle öyle bir orman kıyımına girişirler ki, birkaç nesil içinde ortalıkta bir tek ağaç kalmaz... Çevre felaketleriyle ilgili araştırmaları ile tanınan Jared Diamond’un bu olayla ilgili bir sorusu kulağımıza küpe olmalı:-Son ağacı kesen Polinezya yerlisi acaba nasıl bir duygu içindeydi?İstanbul öyle olmaz mı diyorsunuz?O kadar kolay olur ki.Malum, iktisadın ‘nedret’ ilkesi, nadir bulunan nesnelerin değerinin yüksek oluşuna dikkatimizi çeker. İnci gibi, bilinen bütün zamanlarda ve bütün coğrafyalarda zaten nadir bulunan nesneleri anladık... Bir de insanın kendi eliyle nadirleştirdiği, az bulunur hale getirdiği nesneler var. Artık ağaç da bunlardan biridir. Eğer şimdiki hızıyla orman azalması devam ederse birkaç yüz yıl sonra bir ağacın bir inci kadar değerli olacağı günler gelebilir. İstanbul’un ormanlarını korumadığımız için göz göre göre ağacı nadirleştiriyoruz. Bu şartlarda yarın çok daha nadir hale gelecek ağacı korumak şimdikinden daha da zor olacaktır. Nedret, aynı zamanda korsanlık ve hırsızlığın anasıdır. Ağaç nadirleşerek mücevher değerine doğru ilerlerken gün gelir onu korumak isteyenler, çalmak isteyenlerden az ve güçsüz olurlar.Oysa İstanbul için daha şimdiden ağacın düşmanları dostlarından güçlü...
 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan