|
Tutun beni yoksa PKK'yı mahvedeceğim |
|
|
|
|
Başbakanın ‘sabrımız bitti’ diyerek PKK’ya karşı sert uygulamalara gidileceği izlenimi verişi değerli refikimiz Yeniçağ’a göre ‘itiraf’ niteliğindeydi. Doğrusu Erdoğan’ın bu tavrını ‘PKK karşısında gafil davranmanın itirafı’ sayan yorumun haber gibi sunulmasını şahsen yadırgamıştım. ‘Muhalif’ tepkiye haber görüntüsü vermeyi, -herhalde artık bayağı eskimiş bir gazeteci olduğum içindir- sevimli bulamadım. Ne var ki, iki günlük şehit sayısı 13’e çıkınca sabrı taştığı için kükreyen bir sayın Başbakanın ‘çok şeylere gebe’ dediği ‘Bakanlar Kurulu Toplantısı’nın ardından gelinen noktaya bakınca ortada ‘gafleti itiraf’ gibi bir durumun dahi bulunmadığını gördüm. Zira Türkiye için -sadece hükümetle sınırlı olmamak kaydıyla- gaflet ve dalalet eksiksiz sürüyor. Öyle de görünüyor ki, bu kafa devam ettiği sürece iki günde 13 şehit değil, 113 şehit versek dahi gafletin ve dalaletin aşılacağı yok.Neden bu kadar ağır söylüyorum? Medyanın ağız birliği ile sergilediği bir tepkinin ruhunu oluşturan aşağılık duygusu bu gaflet ve dalaletin artık resmi kültür haline geldiğini belgeliyor da ondan! Neydi o tepki?-ABD Büyükelçisi İsrail’in saldırılarını onaylıyor ama Türkiye’nin sınır ötesi harekâtına karşı çıkıyor.Vay efendim, bu ne çifte ölçüt haliymiş?!Çifte ölçüt ABD’ninki değil, devlet bilinç ve idrakinden yoksun medyamızınki! Bu meselede İsrail ile Türkiye asla benzeşik değil. Bir taraf, tavrını ABD’ye danışarak belirlemiyor. Hele ‘git benim yerime şunları temizle’ de demiyor. Kendi işini kendi görüyor. Biz ise önce ABD’ye eğilip bükülüyoruz:-Ne olursun Kandil’i temizle! Duymazdan geldikleri halde söylenip duruyoruz:-PKK konusunda adım atılmasını bekliyoruz... Hadiii... Lütfen ama... Onlar da eveleyip geveliyorlar. Biz ötede beride ‘kızım sana derim gelinim sen işit’ diplomasisi ile sözde PKK’ya karşı mücadeleyi sürdürüyoruz. Sonunda 13 şehit iki güne sığdırılınca güya kükrüyoruz:-Siz yapmazsanız biz yapacağız...İşte devlet olmaktan çıkmışlığın belgesi! Bu aşamada hâlâ böyle davranırsan hiçbir şey yapamazsın. Bir kere böylesine aşağıdan aldığın sürece karnındaki vehmi nasıl gizleyeceksin? ‘Siz yapmazsanız biz yapacağız’ diye bildirimde bulunmak ödlek kavgacının ‘tutun beni yoksa onu mahvedeceğim’ demesi gibidir. Onlar da aptal olmadıkları için vehminizi okuyor ve temsilcisinin pişkince tepkisi ile cevabı postalıyor:-Yalnız başına girersen verimli olmaz.-Hadi beraber girelim.-Şimdi değil... Sen madem ki hâlâ benden izin isteyecek kadar ürkeksin, girersen canını yakarım. Zira senin kafan almıyor ama o Kandil dağındaki şiddet yuvası bana lazım. Bu anlayışsızlıkla devam edersen onunla sana yapacağım ve yaptıracağım daha çok şey var...İsrail kimseye sormadan masumların kanını su gibi akıtırken sen su katılmamış katillerin peşine düşmek için dış icazet arıyorsun... Buna ‘devlet etmek’ diyebilmek için insanın yüzü kayış gibi olmalı.-Efendim İsrail Batı’nın küstah çocuğu, biz öyle miyiz?Hah işte, zaten böyle hissettiğin için büyük bir milletin evlâdı ve hakiki bir devletin yetkilisi değilsin ya! Böyle bir mukayese yaptığın için ‘Aman Fransa ne der, aman İngiltere nasıl karşılar?’ diye karalar bağlayıp kendi ellerini kelepçeleyen Babıâli zavallılarından farkın yok!Hiç kıvırtmayalım; şu aşamada hâlâ ‘siz yapmazsanız biz yapacağız’ demek, ‘tutun beni yoksa PKK’yı parçalayacağım’ demek kadar gülünçtür, ‘hiçbir şey yapmayacağız’ demekle eş anlamlıdır. Esasen Kandil dağını vurup döksek de, mesele bitecek değildir. Zira teşhis kökten batıldır. Düşman Kandil dağından önce koynumuzda, yanımızdaki koltukta, partimizde, locamızdadır. Babaları da kucaklarına oturmakta olduğumuz müttefiklerimizdir.Kimseye ateşle oynayın, devlerle boğuşun dediğimiz yok. Sırtınızda kambur yoksa dik durun yeter, devler size saygı göstereceklerdir.Bir Türk için en utanç verici şey sahte kabadayılıktır. Fakat bunu ‘mangal milliyetçileri’ değil ancak karakteri ile de hakiki Türk olanlar anlayabilirler.
|