Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Ülkücü Verheugen

Ülkücü Verheugen PDF Yazdır E-posta

AB’nin Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Verheugen’e çok kızıyoruz.

Sanki tam eşikten içeri girecekken bu zat önümüze dikilmiş de, “Durun bakalım, daha çok bekleyeceksiniz” diye kapıyı kesmiş...

“Vay barbar Verheugen. MHP’li misin, nesin?! Türkiye’yi AB üyesi yapmamak için tek başına meydan muharebesi veriyorsun.”

Acı acı gülümseyerek izlediğimiz bu tepkiler birkaç gün önceki yazımızdan bir cümlenin cevabı niteliğinde:

“Gereğini yapmak başka şey, ‘gereğini yapıyor olmak için bir şeyler yapmak’ başka şey...”

Öyle yapmıştık. Onlar da “dostlar demokratik alışverişte görsün” rolüne tok olduklarını gösterdiler.

Aslında Verheugen, Türklerin teşekkürünü hak edecek kadar dürüst.  Halkımızı aldatmıyor. Gerçi AB adına Türkiye’yi oyalamak “isteyen irade”nin temsilciliğini iyi oynuyor ama yalan söylemiyor. Büsbütün umut kırıcı davranmadığı gibi yakın bir gelecekte kapıların aralanacağına ilişkin en küçük bir beklentiye de yer bırakmıyor.

Verheugen aynı zamanda AB adına kurumsal bir dürüstlük kanıtı! Yarın “Müzakere Tarihi” isteğimiz reddedildiğinde biz “Bunu nasıl yaparsınız?” diye hayal kırıklığı yansıtınca AB diyecek ki:

“Niye yadırgıyorsunuz, bunun böyle olacağını, genişlemeden sorumlu temsilcimiz Bay Verheugen zaten söylemiş, sizi hazırlamıştı.”

Şaka değil, Verheugen gerçekten dürüst.

Genel olarak AB de, en azından bizim pek çok siyasetçimizden ve medyadaki keskin ahkamcılarımızdan daha dürüst.

Ne AB üyeliğimizin kolay olduğunu söylediler, ne de şayet üye olursak cennete gireceğimiz yolunda bir hava estirdiler.

Şimdi, “Müzakere Tarihi”ni alamama tarihi yaklaştıkça, sırf nimetlerine sulanarak AB’cilik oynayan derinlik fukaraları küplere biniyor.

Niye? Çünkü, görünür bir gelecekte o kapının açılacağı yok.

Ee, hani önemli olan, AB’ye girmekten ziyade, gerçek gelişmişliğin ve uygarlığın zorunlu kıldığı “ölçüt”leri yerine getirmek, bunları kendimiz için yapmaktı?

Havaya bakınız:

“Tüh, kazıklandık... AB yolunda bunca gayreti boşuna gösterdik!”
Bu bir itiraf:

“Biz bir takım düzenlemeleri yaparken çağdaşlaşmanın gereğini kovalamıyorduk, sadece ısmarlanan ödevi yapıyorduk...”

Hayret ki, bu ayırımı başbakan da, medya da önemsemiyor.

Dönüp dönüp sorulsa yeridir:

“AB ile uyum adına yaptıklarımız doğru ise ne kaybettik? Aksine, kendimiz için yararlı olanı yapmadık mı?”

Demokrasimizi geliştireceğini umduğumuz düzenlemeler yapıyoruz ama bunların AB ile ilişkiler açısından “pratik” sonuç vermemesi üzerine, “eyvah, boşuna taviz vermişiz” duygusunu saklayamayan tepkiler sergiliyoruz. Bu kadar “hafif” bir “aydın”lık, azgelişmişliğin karanlığından kurtulmaya yeter mi?
 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan