|
Dünkü yazım üzerine İl Jandarma Alay Komutanı Sayın Karaosmanoğlu arayıp beklediğim ve dilediğim açıklamayı yaptı. Daha önce, takip edemediğim bir başka gazetede de yer alan bu iddia, komutan tarafından anında değerlendirilip araştırılarak asılsızlığı ortaya konmuş. Bu tür konularda daima yoğurdu üfleyerek yememe rağmen iddiasını görmezden gelemediğim okura kahırlandım. Bir kere bu iddianın asılsız çıkmasını dilediğimi belirttiğim için gelen açıklama ile huzur bulmam doğal. Olayın kahreden yanı, bu tür dost (!) tepkilerinin bölücülükle mücadeleye düşmandan fazla zarar verebileceğine ilişkin çarpıcı bir örnek yaşamak… Bu durumun en doğru tanımı bir halk hikâyesinde vardır: Eski devirde atıyla Harput’a çıkan bir insan, yerde inleyip kıvranan birini fark edip hemen atından iner ve ilgilenir. Fakat o an canavar kesilen kişi ayağa fırlar, at sahibini iterek hayvanına biner ve yol almaya başlar. İyi niyeti mağduru vatandaş arkadan seslenir: -Behey insanoğlu, atımı feda olsun ama sen bu yaptığınla nasıl bir kötülük başlattığının farkında mısın? Bundan sonra insanlar yollarda gerçekten acı ile kıvrananları görseler, senin yaptığını hatırlayacak ve dönüp bakmayacaklar. Sen yardımseverliğin kökünü kazıdın! At hırsızı duraksar! Biraz düşünür, sonra da iner ve hayvanı salar: -Ben o kadar kansız, şerefsiz değilim! Yazık; o dönemin eşkıyasında görebileceğimiz insaf ve idrak, şimdilerde ‘vatan kurtaran aslan’ geçinen bir kısım insanlarımızda yok. Esasen bölücü fitne karşısındaki genel başarısızlığımızda ‘akılsız dost’ tavır ve uygulamalarının büyüktür. Nitekim bu yaygın çarpıklık yüzünden Türkiye henüz maşa ile kavga aşamasını geçip onu kullanan ele yönelebilmiş değildir. O kadar ki bazen en üst düzey yetkililerin dahi fesadı sadece maşadan ibaret sandıkları duygusuna kapılmamak mümkün değil. Meselâ konu ile ilgili görüşmeler sırasında Meclis kürsüsüne çıkan çoğu siyasetçinin farkında olmadan terör örgütünü yüceltmesi insanın kanını dondurur. Şüphesiz yüceltme doğrudan söylem halinde ortaya çıkmamakta, işin çete ile başlayıp çete ile bittiği izlenimi doğuran konuşmalarla gerçekleşmektedir. Başbakan bile filanca partinin görüşme talebini geri çevirirken ‘Siz önce terör örgütünü terör örgütü olarak ilan edin’ türünden bir gerekçeye sarılabilmekte ve bunu çok önemsediği izlenimi vermektedir. Ne olmuş yani?! O maşayı kullananlar da kâğıt üzerinde ‘PKK terör örgütüdür’ deyip duruyor da, ne değişiyor? Elbette size ‘hadi koşun, cümbür-cemaat bu maşayı kullanan elin sahibine saldırın’ diyen yok. Fakat bu el PKK maşasını kullanarak -bizim ayrıntılarını bilmediğimiz ama sizin bildiğiniz- bir şeyler istiyor. Bu nedir? Bu, büyük bir güç ile siyasi-askeri-diplomatik bir pazarlığa mecbur kalmaktır, ‘fil ile aynı döşeği paylaşmak’ demektir. Mesele şuradadır: Böyle zorlu bir sorunu nasıl yönettiğinizdedir. Belli ki, sorumlular bu sorunu baştan beri iyi yönetemediler ve bizzat bu sorun tarafından yönetilir oldular. Bizi yirmi yıldır uğraştırabilen güç PKK değildir. Böyle bir izlenim vermek, PKK’yı yüceltmekten başka bir amaca hizmet edemez! Neden konuyu ipteki cambazdan ibaret göstermeye çalışıyorsunuz? Maşayı kullanan güçten endişelenmenizi, hatta korkmanızı anlamıyor değilim. Fakat hiç değilse toplumu aptal yerine koyan söylemlerle zaten yok edilmiş devletten kalan ‘sanal’ varlığın anlamını büsbütün çürütmeyin! Ayrıca işi PKK’ya düğümlediğiniz zaman, toplumda ister istemez Kürt düşmanlığı üretimine katkıda bulunuyorsunuz. Anlamıyor musunuz, maşayı kullananların şimdiki aşama için bir hedefi de budur! Vallahi PKK, akılsız bölücülük karşıtları kadar zararlı değil!
|