|
Rice ve Gül’ün mutabık kaldığı ‘vizyon belgesi’nin ipuçları, ABD tarafından özenle sızdırılmış görünüyor. Enerji alanından Irak ve İran konusuna kadar pek çok meselede Beyaz Saray şahinliğinin Türkiye’den beklentilerine ilişkin dış basında yer alan haber ve yorumları ne kadar kuşku ile karşılasak da, kapalı kapılar ardındaki temasların boyutları hakkında fikir edinebiliyoruz. İlginçtir ki ABD isteklerinden biri, esasen Türkiye’nin kendi adına sergilemek zorunda olduğu bir duyarlılığı dayatıyor: -Bölgede Rusya’nın doğalgaz tekeli kurmasını alet olmayın. Ne yazık ki geçmiş iktidarlardan biri, Mavi Akım’la birlikte Türkiye’yi Rusya’ya rehine kılan anlaşmalardan sonra Moskova’ya gaz tekeli kurma kapısını açmıştı. Manevranın Rus tarafındaki mimarı Gazprom isimli şirketti. ABD şimdi Türk-Yunan Boru Hattı projesinde bu şirketi devre dışı bırakmamızı istiyor. Ancak; sırf kendi gerçekleri açısından bu tekele karşı olması gereken Türkiye’nin yöneticilerinin ne dediklerini bilmiyoruz. ‘Vizyon Belgesi’ yolunda ABD’ye bu meseleyle ilgili söz vermişsek Rusya karşısında işimiz zor. Zira Türkiye, Mavi Akım sayesinde kirpi ile doğalgaz borusuna tıkıldığı için ne yana dönse canı yanacak haldedir. Ankara ilahi bir lütufla birdenbire aklını başına toplasa bile önceden verdiğimiz, ihanet kılıklı tavizleri telafi etmek hiç kolay değil. Şimdiki iktidarın da uzun vadeli tahlil ve hesaplara dayalı enerji politikası olmaması, her Türk vatandaşını kara kara düşündürtecek hayati bir konudur. * ABD aynı isteği Yunanistan’a da iletmiş görünüyor. Ancak Atina’nın bu konuya sıcak bakması beklenemez. Zira sırtını AB’ye dayadığı için ABD ile ilişkilerine sadece Kıbrıs ve Ege konularındaki hayalleri doğrultusunda yön vermektedir. Kaldı ki Atina onlarca yıldan bu yana Türkiye’den daha stratejik düşünebilen kadrolara sahip bulunduğu için söz konusu boru hattının yerine ABD’nin öngördüğü Azeri gazına sıcak bakamaz. Orada son sözleri mümkün olduğunca hakiki Yunanlılar söylediği için tavırları bellidir: -Azeri’ler hem Türk hem de Müslümandırlar, onların gazını alacağımıza Ortodoks Ruslarınkini alırız! Oysa Ankara’da hakiki Türkler kadar işbirlikçiler veya devşirilmişler de söz sahibi oldukları için benzeri bilinç ve duyarlılık sergilenmesi adetten değildir. Ayrıca Ankara milli stratejik zorunluluklar konusunda kendisini çok dar bir çerçeveye mahkûm edeli çok oluyor. Bizde ‘ihanet’ sadece belli başlı dış siyaset konuları ile sınırlı bir kaygı… O yüzden meselâ Kıbrıs, Ege, Bağımsız Kürt Devleti gibi konularda çok kalın kırmızıçizgileri kimse bilerek silmeye cesaret edemez. Zira bu meselelerde gaflet ve dalalet değil ama ihanete karşı bekçilik yapmaya yetecek kadar kaba bir bilinç vardır. Fakat gaflete ve dalalete karşı nöbet tutacak ince ve derin bilinç olmadığı için sonuçta ihanetle eşdeğer politikalar veya politikasızlıklar yaygındır. Bu derin bilinç nöbeti olmadığı için milli stratejik zorunluluklarımızın çerçevesi daralınca, toplumun geleceğini etkileyecek çeşitli alanlar hortum çarkına açılabilmektedir. Enerji bunlardan biridir. Türkiye, doğrudan askeri anlamdaki güvenlik kadar önemli olan enerjiyi milli stratejik zorunluluk çerçevesine almadığı için bu alan ihale soysuzlarının cirit attığı çayırlardan biridir! Böyle olduğu için, çevrim santralleri furyası doğmuş, siyasiler ihalelerin komisyonları ile küplerini doldururken, bazı girişimciler hem kendilerinin, hem bütün bir ülkenin geleceğini soymaya başlamışlardır. En pahalı elektriği üreterek dış piyasalarda rekabet edemez hale gelişimiz, enerji konusunun stratejik ihanet alanı sayılmamasındır. Meselâ Kıbrıs konusunda hiçbir ihale kaymağı, herhangi bir siyasetçi veya bürokratı alenen ihanete sürüklemeye yetmez. Fakat ondan daha büyük ihanet maalesef enerji alanında, özellikle doğalgaz bahsinde yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir.
|