Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Zevksizliğin sarsılmayan iktidarı

Zevksizliğin sarsılmayan iktidarı PDF Yazdır E-posta

Biçim her şey değil ama çok şey.

Adamın içi güzel ama dışı rüküş...

Bunda kendisi için herhangi bir kayıp görmeyebilir.

Ama dışı da, içi kadar güzel ise, nur üstüne nur! Kendisi için yine herhangi bir kayıp olmadığı gibi, başkaları için kazanç var. Güzele özendirecek.

Partilere bu gözle bakıyor muyuz? Estetik düzey açısından tartıyor muyuz?

Yoksa, hangisini tutuyorsak “içinin iyi” olduğunu farzetmekle mi yetiniyoruz?

Oysa “estetik düzey” sıradan bir ayna değil.

KENDİMİZİ TARTARSAK....

Kısa bir süre öncesine gidiyoruz:

Erdoğan’ın sicil kaydının silinmesi ile ilgili talebin reddedilmesinden sonraki günler... İtiraz yapılmış, hakimin kararı bekleniyor. Tesadüfen vakıf oluyoruz ki, birileri Erdoğan’la “siyasi pazarlık” peşinde. Öyle “derin” veya “sığ” vadilerden gelen “birileri” değil. İlle de “komplo teorisyeni olarak bakacağım” demezseniz, görünürde “yalın” adamlar.

Erdoğan öneriyi dinliyor ve on-onbeş dakika düşünüp reddediyor:

“Böyle pazarlıklara giremeyiz. Allah önümüzü kesecekse yapacak bir şey yok.”

Elbette bu “veri” ile ahkam kesecek değiliz. Oysa bu “nakli veri” doğurgan bir malzeme. Ancak, görüşmenin ayrıntılarına vakıf değiliz. Resmi tam görmeden olmadan böyle bir veriyi esas alırsak, Erdoğan’ın lehinde veya aleyhinde eksik ya da fazla, hatta aşırı hükümlere varabiliriz.

Biliyoruz ki, bu veri olayın kahramanına siyasi kazanç sağlayabilir. Çünkü insanlarımızın çoğu –biz de dahil- böyle bir “tevekkül” resmi karşısında Tayyip’e daha sıcak bakacak ruhtadır.

Ne var ki, bu tavrından edineceğiniz iyimser yaklaşım, AKP’nin “zevksizlik güneşi” niteliğindeki amblemini hatırladıkça çöküverir.

Gerçekten banal bir amblem!

TEMEL YİTİĞİMİZ

Kitlelerin kolayca “tercüme” (!) edebileceği umularak mı böyle bir “grafik  skandalı”nda karar kılınmıştır?

Tabii ki, “yalnız sanatkarın karnındaki anlama” ısmarlanmış, “pür-entelektüel” tasarım önermiyoruz. Bu işin orta yolu aynı zamanda zirvedir: Sehl-i mümteni... (Herkesin “ben de yapabilirim” sanacağı, ama gerçekte imkansız denecek kadar büyük sanatçılık gerektiren ürün) Hem aydını, hem cahili yakalayan “imkansız kolaylık”ları bulacaksın, grafikte Yunus Emre olacaksın...

Şimdi...

“İmkansız kolaylık”ta gözü olmayanın, Türkiye gibi sorun yumağı bir ülkeyi düze çıkaracağını umut edebilir misiniz?

“Sehl-i mümteni”yi aramamak yalnız AKP’ye özgü bir yaklaşım değil.

Eski partilerinki de dahil bütün amblemler dertli. Kimi salt estetik açıdan zavallı, kimi içerik bakımından sorunlu. En azından siyasi getiriden uzak!

Örnek CHP okları, MHP’nin hilalleri...  İlkindeki keskinli “tek parti” cebbarlığını yansıtıyor. İkincisi ise, kendisinin dışındakilere bangır bangır “kimlik” dayatıyor.

Zevk ve incelik hala bu ülkenin yitiği.

Liderlerin “örnek görünüm”de olması için öngörülen yol haritası kravattan başlayıp pabuçta bitiyor.

Genel anlamda “estetik düzey”i dert edinen kim?

Belki Boyner istisnasıydı. Ama o da fazla “seçkin” durduğu için tutmadı.

Halka işlemeyen bir estetik kaygı elbette anlamsız! Mesele, halkı da bir düzeye taşıyacak zevk öncülüğünde! Buna “sehl-i mümteni” diyorlar.

“İmkansız kolaylığı” gözüne kestiremeyenlerin mekanı siyasi varoşlardır. Siyaset köyümüz inşallah bir gün kent olacaktır.

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan