Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - AB ve Ahde Vefa Üstüne

AB ve Ahde Vefa Üstüne PDF Yazdır E-posta
  Almanya ziyareti sırasında Merkel'in ahde vefadan söz ettiği an Erdoğan'ın yüzünde alaycı bir gülümsemenin belirmeyişi, herhalde bir Türk âlicenaplığıdır.

  Almanya ziyareti sırasında Merkel'in ahde vefadan söz ettiği an Erdoğan'ın yüzünde alaycı bir gülümsemenin belirmeyişi, herhalde bir Türk âlicenaplığıdır.
  Alman Başbakanı 'Hükümetler, kendilerinden öncekilerin taahhütlerini sürdürmek durumundadırlar' diyerek de hem bize 'Sarkozy ile aynı çizgide değilim' der gibi yaptı, hem de kendi tabanına belki bininci defa kayıt düşürdü:

  'Gönül rızasıyla değil, devlette devamlılık gereğince bizden önceki hükümetin ahitlerine vefa göster gibi yapıyorum.' Esasen ahde vefa; siyasi nutuklarda yer alabilen ama uluslararası ilişkilerde karşılığı bulunmayan bir ilkedir. Devlet, ancak kendisi için kârlı veya en azından zararsız bulduğu sürece 'ahde vefa' ilkesine uyar. Cayma gerekçesi yerleşik bir ezberdir: -Ülkemin ve halkımın çıkarları... Bu kadar basit! -İyi ama söz vermiştiniz, hatta imzanız bile var! -Çok haklısınız; inkâr da etmiyorum, ben veya benden öncekiler söz vermiş, imza atmıştık ama üzgünüm. Şu an şartlar çok değişmiş bulunuyor...

  AB sürecinde böyle nice çark ediş gördük... En ağırı da, 1986'larda anlaşmalardan doğan 'serbest dolaşım' hakkımızı engellemede Almanya'nın öncülük etmesiydi. Tuhaf olan, 500 yılda birikmiş sayısız ters örneğe rağmen Avrupa'nın sözünde durmasını beklemektir.

  Müzakere sürecinde olmamıza rağmen AB için Türkiye'ye taahhütlerin hiçbir anlamı bulunmadığını herhalde artık Ankara da çok iyi biliyordur.

  Daha önemlisi şu ki; ABD'nin yaptığı hamleleri okuyabilen bir Türkiye, Avrupa Birliği'nin 'dünyaya yön veren güç merkezlerinden biri olma' iddiasından vazgeçirtildiğini görür. Kısa zamanda Almanya, Fransa ve İngiltere'de 'Amerikan yanlısı' liderlerin başa geçmesini sağlayan süreci dikkatle izlemiş bir Türkiye, AB ile ilişkilerinde artık zararın neresinden hangi kârla döneceğinin hesabını yapmak durumundadır. AB gibi hayli mesafe aldırılan deneye rağmen Avrupa'nın 'kendini yenileyebilme' yeteneği açısından ABD'ye kıyasla çok kötü durumda olduğunu kendileri bile itiraf ediyorlar.

  Buna, ABD'nin Körfez'e konuşlanarak AB'yi petrol bağımlılığıyla rehin alabilecek duruma gelişini eklersek Brüksel ile ilişkilerde gireceğimiz yeni sürecin rengi belirir. Bu renk çok artık pembe değil dumansıdır. Erdoğan'ın Almanya'da özellikle 'AB üyeliği yerine imtiyazlı ortaklık' önerisini çok çirkin bulduğunu belirtip sert tepki göstermesi de esasen dumansı rengi açığa çıkartan bulutlardan biri...

  Böyle sert tepkilerle Ankara, zaten ileri yürüyecek hali kalmayan AB'ye ahde vefasızlığını pahalıya ödetme iradesinin ilk işaretlerini veriyor olabilir mi? Hükümetle asker arasındaki uyumla birlikte gelişmeye başladığını sezdiğim 'yeniden devletleşme' iradesinin ayrıntılarını okuyacak kadar 'yakın' ve 'içeriden' bir gazeteci olmadığım için bu soruya kesin şekilde 'evet' diyemem.

  Fakat üyelikten önce gümrük birliğine girmekle katlandığımız zararları bir ölçüde telafi etme yolunun, AB'ye ahde vefasızlığını pahalı ödetmekten geçtiğine inanıyorum. Bunun için de 'imtiyazlı ortaklık' veya başka türden önerilere sert tepki göstermek yakın gelecek için yararlı olacaktır.

-10/02/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.- 

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan