|
Çoğu zaman farkına bile varamadan her şeye 'Aydınlanma İmanı' ile anlam veren Müslüman, gömleğin ilk düğmesini yanlış ilikliyor.
Bu iman Müslüman'ın zihninde dünyeviliği temel gerçeklik, uhreviliği ise tamamen nazari bir alan haline getiriyor. 'Aydınlanma İmanı' bir tasma... Onu tutanın başımızı çevirdiği yöne bakabiliyoruz sadece. İliklerimizdeki şeytanı geçtik, burnumuzun dibindeki kötü adamı göremiyoruz. Hatta çoğu zaman kötü adamı iyi adam gibi görüyoruz. Biraz daha üst sorumluluk katına çıkınca; meselâ cemaat veya siyaset önderi olunca, koynumuzdaki kötü adamı ya iyi adam veya katlanılması kaçınılmaz adam sayıyoruz. O arada farkında varamadan veya azıcık şüphelenerek mahremimize soktuğumuz işbirlikçi ve hatta casuslar da cabası! Bilinçaltına sinmiş 'Aydınlanma İmanı' Müslüman'a marazi bir iyimserlik aşılayıp, gelen günün öncekinden iyi olmasına şartlandırıyor. Şüphesiz gelen günün bir öncekinden daha parlak olmasını ummak ve ona çalışmak marazi bir iyimserlik değildir. Marazi olan iyimserlik, farkına varamadan geleceğin parlak olacağına şartlanmışlıktır ki, insana kendini, çevresini, cemaatini ve partisini kutsatır. 'Aydınlanma İmanı' yüzünden binek edindiğimiz, altın kaplamalı teneke 'ilerleme oku' bize dünyanın daima güzele ve doğruya gidebileceği kuruntusunu yaşatır. Oysa Müslüman insan, Aydınlanma'nın şartlandırmasından arınarak kendi geçmişine bakabilse hakikati görecek... 'Saadet Asrı' diye inandığı hakiki altın çağda bile iyi ile kötünün, acı ile sevincin yan yana yürüdüğünü ve insanın imtihan düzeninin bu temelde kurgulandığını hatırlayıp kendine gelecek. Bu da onu hiç değilse 'En iyisi benim cemaatim, benim partim' şartlanmasından -temennisinden değilkurtaracak. Böylece feleğin cilvelerine karşı sığınma hali içinde olacak, sadece bildiği günahları için değil, -iki gündür dilime doladığım- Aydınlanma vehmiyle bağlantılı derin algı çöküntüleri için de tövbe edebilecek... Özellikle Müslüman önderler, çağımızın ilahi imtihan düzeninde kendi ayaklarına bağlanmış Aydınlanma zinciri yüzünden yanlış cevap kutularına doğru yürürler çoğu zaman. Doğru kutularda ise bizzat Hazret-i Peygamber'in yaşadığı cilveler vardır. Kendisinden dini öğrenmek için istedikleri eğitimli arkadaşlarını şehrin dışına çıkar çıkmaz öldüren düşmanlarının verdiği acı gibi... Her işe gücü yeten ve gerektiğinde sevgili elçisine bütün tertip ve ihanetleri haber veren Allah bu olayda hiçbir işaret sunmaz... Tarihimizin büyük adamları da koyunlarında nice muzır insan taşımış ve onlardan kötülükler görmüşlerdir. Büyük Fatih'in fetihten sonra hemen Anadolu Türkleriyle İstanbul'u şenlendirme çabasına, Çandarlı Halil Paşa'nın yerine tayin ettiği mühtedi paşanın engel olmaya çalışması gibi... Yine uyanık Abdülhamit'in burnunun dibindeki Arap İzzet Paşa meselâ... Bu paşanın, Babıâli'ye Girit'i feda ettirme karşılığında 4 milyon Frank pazarlığı yaptığına dair ihbarlar, dönemin hükümet başkanı Halil Rıfat Paşa tarafından bile ciddiye alınmıştır. İbretler sayısız, ibret alan yok denecek kadar sayılı... 'Aydınlanma İmanı', küresel şeytancılığın boynumuza geçirdiği tasmadır... -13/07/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.- |