Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Bayram kavramını iğfal...

Bayram kavramını iğfal... PDF Yazdır E-posta
    Dün sahiden bayram yaptık mı? Öyle ya '23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı' dediğimize göre milletçe bayram yapmış olmamız gerekirdi.

    Hayır, Anıtkabir'deki devlet töreniyle ekranlardan 70 milyona yansıtılan 'gergin yüksek zevat suratları' yüzünden bayram edemediğimizi, edemeyeceğimizi söylemekle yetinecek değilim! Şüphesiz devletin zirve teşrifatından (= protokol) böyle sevgisiz bir resim yansırken çocuklarımızın bayram etmesini beklemenin gülünç olduğunu biliyorum. Özellikle Erdoğan ve Baykal'ın yüzlerindeki mecburen bir araya gelmişliğin azabı, her ikisini de vahim derecede yaralamıştır mutlaka.

    Bu yaralı hâlleri ile her ikisinin de çocuklara yüzde yüz içtenlikle gülücükler dağıtarak bayramlaşabileceğine ihtimal veremiyorum. Muhakkak her ikisi de oradaki asık suratları için vicdanlarında bir zemin ve gerekçe bulmuşlardır. Erdoğan'ınkini kapatma davası ile ağır haksızlığa uğramışlık duygusunda temelini bulan bir öfke olarak anlayabildiğimi sanıyorum. Fakat Baykal'daki bu asık suratın hangi dürtülerle resimleştiğini anlayamıyorum. Acaba 'milli hâkimiyet' gününde milletin oylarının şimdiye kadarkinden çok daha baskın bir biçimde 'yargı devleti' vesayeti altına girme ihtimalinden mi rahatsız ve öfkeli?

    Fakat herhalde yok edilmeyi hak ettiğine inandığı Erdoğan'ın sıkıntılı haline alenen sevinemediği için suratı asılmış değildir. Hâsılı bütün samimiyetimle itiraf edeyim ki, Baykal'ın ruh hali hakkında bir tahmin yürütemiyorum. Doğrusu şimdiki adıyla 23 Nisan'ı şahsen bayram olarak yaşayamıyorum zaten! Bir kere bayramın ismi Pele'nin isminden bile uzun! Böylesine uzun bir isim daha baştan beyne yorucu ve itici geliyor! Daha beteri de 'ulusal egemenlik' deyiminin her bakımdan 'ne idüğü ve dediği belirsiz' olması...

    Türkçe mi? Tam değil. Zaten 'Ösal' ve 'Ösel' takısı, bu fakirin ağır takıntısı... Artık hayli yaygınlaşmış bulunmasına rağmen bu yapaylığı içime sindirebilmiş değilim. Egemenlik de 'hegemonya' kelimesinden belki bir dirhem daha Türkçe (!) sayılır! Eh, daha adının lafzında millilik güme gitmişse nasıl milletin bayramı olacak ki? Bir de bu adın içeriği var: Son günlerde yapaylığına rağmen kirlene yıprana perişan olmuş 'ulusal' deyimini milli bir bayramın adında hâlâ yaşatmamız akıllara ziyan değil mi?

    Hoş 'milli' kelimesi de milli değil ya! Bugünkü kullanıcılarına bakarsak 'ulusal' kelimesinin, TBMM'nin ilk açılış gününde kutlanan bir bayramın adında yer bulması, mutlaka birilerinin bir şeylerle dalga geçmesini göze almaktır. Şu dakikada kaç kişi 'ulusal egemenlik' deyiminin yeni sözlüklerdeki anlamını ciddiye alıyor olabilir? Öyleyse 'ulusal egemenlik' kimin beyninde hangi heyecanı uyandırabilir?

    Bugünler itibariyle 'ulusal egemenlik' deyimi artık Kurtlar Vadisi'ndeki Muro'nun 'Nalet olsun içimdeki bu insan sevgisi' cümlesi gibi, bir 'halk makarası' olmuştur... Bir de çocuklarımızın o bebek basitliğindeki gösterilerde kendi hallerinden sıkılmaları yok mu? Yani 'Şunun şurasında bayram etmeyi beceremiyoruz' demek de hafif artık. Bizatihi bayram kavramını iğfal etmenin inceliklerini -ya da yarmalıklarını- sergiliyoruz...

-24/04/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan