|
Ülkede adalet duygusunu yıkıcı sayısız devlet günahı işlenmiştir... Kamuya karşı maddi veya manevi yükümlülüklerini titizlikle yerine getiren, başkalarına haksızlık etmemek için gerektiğinde kendi haklarından vazgeçebilen nice insanımız bu yaygın devlet günahlarından yılgın düşmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti'ni adım adım devlet olmaktan çıkaran asli sebep de budur. Haklı ile haksızı, suçlu ile suçsuzu, dürüst ile kirliyi birbirinden ayırmaya özen gösteremeyen düzen, başka hiçbir marifeti ile devlet sayılamaz! Öyle görünüyor ki TC henüz, adalet duygusunu yıkıcı davranışlardan tövbe aşamasına gelemedi. Hem de Başbakan Erdoğan'ın sık sık taahhüt edercesine 'Devlet, insanlara karşı işlenmiş suçları af yetkisine sahip değildir' diye açıklamalar yapmasına rağmen!
Devletin suçluyu bağışlaması her durumda değilse bile çoğu zaman kaçınılmaz bir mezalim örneğidir. Af ile mezalim kelimeleri aynı cümlede nasıl olur? Biz, bal gibi beceriyoruz işte! Zalimi ve haksızı af yetkisi, vicdani ölçülere göre ancak zulmün ve haksızlığın mağduru olanlardadır. Herhangi bir konuda af uygulamasına gidecek devletin, o suçtan zarar görenlerin rızasını alması bir zorunluluk değil midir?
Sözgelimi, bir sapığı bağışlayan devlet o anda, tecavüze uğramış mağdura zulüm yapmış olmaz mı? Aynı itirazı, kamunun bazı alacaklarından vazgeçmesi için de yapabiliriz. Şu veya bu vatandaşa yönelik suç işlemiş herhangi bir kişiye devletin af uygulaması, bizzat kendisine borçlanmış bulunan şahsı bağışlaması ile elbette eşit ağırlıkta günahlar değillerdir. Her ikisi de haksızlıktır ama dereceleri muhakkak ki farklıdır. Birinci durumda; doğrudan mağdur edilmiş vatandaşa ait af yetkisini ona sormadan kullanan devlet, gasp suçu işleyip dolaysız zulme imza atar.
İkincisinde ise kendisine veya kendi denetimindeki bir sisteme borcunu ödememiş kişiyi bağışlayarak, aynı borcu ödeyenlere dolaylı bir haksızlık uygular. Günah dereceleri farklı da olsa, her durumda devletin af uygulamaları, birer haksızlık veya zulüm örneği teşkil ederler. Bütün bunları niye mi yazdım? Erbabı anlamıştır; devlet bir kere daha, sosyal güvenlik sisteminin gerektirdiği mükellefiyetleri yerine getiren girişimciyi cezalandırma ile eş anlamlı bir af uygulamasına gidiyor...
Şüphesiz şimdiki yasal düzenleme, Demirel'in sonuncu başbakanlığında 'tahkim' adıyla yaptığı af uygulaması kadar vahim boyutlara varacak gibi görünmüyor. O vakit yapılan büyük bir devlet mezalimiydi. SSK'yı köprüye getirip tuş aşamasına düşüren de o düzenlemedir. Şimdiki ise daha sınırlı bir af gibi görünse de haksızlık, haksızlıktır. İşin ilginç yanı şu ki, özellikle Anadolu'daki AK Parti teşkilat yöneticilerinin pek çoğu da böyle düşünüyor. Anlaşılan devlet kendini öyle çaresiz hissediyor ki, karaya oturmuş bulunan sosyal güvenlik gemisini yüzdürmek için serçelerin gözyaşına bile el açıyor...
Bari mükellefiyetlerini yerine getirmiş girişimcilere bir 'cemile' düşünülse de haksızlığın acısı biraz hafifletilse... Devlet hiç değilse, baş yıkıcısı olduğu adalet duygusu adına bir şeycikler yapmayı denemiş bulunsa... Evet, hiç değilse bir cemile... -19/09/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.- |