Ülke gündemine oturan 301. madde tartışması, hayatım boyunca gördüğüm en yüksek düzeyli gaflet ve dalalet yarışmasıdır.
Bir tarafa göre Türklüğe hakaret serbest bırakılmak isteniyor, öbür tarafa göre de düşünce özgürlüğünün önündeki çok önemli bir engel kalkıyor! Hem vallahi, hem billahi; ikisi de yalan! Ne bu maddeyi düzenlemek isteyenlerin Türklüğe hakareti serbest kılmak gibi bir kasıtları var, ne de böyle bir düzenlemeyi dayatan AB'nin Türkiye'deki demokrasi ve düşünce özgürlüğünün gelişimi adına samimi bir isteği var. (AB'nin Türkiye için demokrasi istediğine ilişkin iddiaların aşağılık bir palavra olduğunun inkâr edilemez kanıtı ortadadır: İlkel siyasi partiler ve seçim mevzuatımızın AB'yi hiç rahatsız etmemesi...)
301'i önemsemek ve değiştirmek sadece bir tek sonuç doğuracaktır: 'Hrant Dink'i Türkiye Cumhuriyeti devleti öldürmüştür!' O da nereden mi çıktı? Yazılan senaryoyu hatırlayalım: Milliyetçi bilinen birtakım aydınların da teşviki ile Hrant Dink Türklüğe hakaretten yargılanacak... Buna karşılık bazı karşıt aydınlar da Dink'e destek verip senaryonun öngördüğü erken gerilimin eksik kutbunu tamamlayacak. Böylece konu; Türklüğe hakareti alkışlayanlarla karşı çıkanlar arasındaki çatışma halini alacak...
O zaman da memleketin özellikle yabancı servislerce kaşınan bir vilayetindeki 'yalnız kurt' ormanından bir tıfıl, milliyetçi galeyan içinde yola çıkacak, meteliksiz olarak İstanbul'a gelecek ve Hrant Dink'i öldürecek. Bunun adı devlet cinayeti değil de nedir? Sen devlet olarak düşünce özgürlüğünü engelleyen o lanetli 301'i mevzuatından çıkarmadığına göre, Dink cinayetinin asli failisin! Katil Türkiye Cumhuriyeti'dir! Senaryo, Dink cinayetinin gerçek batılı azmettiricileri tarafından böyle yazılmıştı. Şimdi sürdürdüğümüz tartışma aslında neye dayanıyor? 301 konusunda feveran edip duranlar, onu AB yolunda ayak bağımız olarak görenler, nihayet bu sahte rüzgârı sahici zannederek değiştirmek için harekete geçenler fiilen şöyle demiş oluyorlar:
-Evet, Dink'i Türkiye Cumhuriyeti öldürtmüştür, gelin bu ayıbı düzeltelim. Peki ya bu değişikliğe karşı çıkanlar ne demiş oluyorlar? -Evet, iyi yapılmıştır, kim Türklüğe hakaret ederse öldürülmelidir! Amma abarttım değil mi? Evet, bir tartışmanın hamakat boyutunu ispatlayabilmek için konumları mercek altına almak gerekiyor. Bir şeyi mercek altına alıp incelediğiniz zaman da ister istemez boyutlarını biraz büyütmüş oluyorsunuz.
Dışarıdan bakıldığında gerilimin kutupları, yukarıda söylediğim izlenimi veriyorlar. Bu süreçte karşıt söylemler, özellikle batı dünyasından bakıldığında aynen şöyle bir kutuplaşma içinde bulunduğumuzu düşündürmektedir: Türkler bu meselede ikiye ayrılmışlardır. Bir taraf tam da bizim istediğimiz gibi 'Evet Hrant Dink'i 301 öldürmüştür, değiştirmemiz lazım' derken, öbür taraf da 'Öyle olsa bile değiştirilemez, aksi halde Türklüğe hakaret serbest olur' diye direnmektedir. Bu durumda buyurun, siz karar verin, izlediğimiz çatışma siyasi ve ideolojik bir tartışma mıdır, yoksa gaflet ve dalalet yarışması mı? -17/04/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.- |