|
Hukuk Devleti adına teselli |
|
|
|
|
Anayasa Mahkemesi'nin kuruluşunun 46. yıldönümü vesilesiyle Başkan Haşim Kılıç'ın yaptığı konuşma 'Hukuk Devleti' ülküsüne samimiyetle inanan herkes için heveslendirici bir bakış ve duruş yansıtıyordu.
Lâkin bu bakış ve duruşu yansıtmak, Anayasa Mahkemesi'nin böyle bir ülküyü gerçekleştirme yolunda en temel dayanak olma niteliğini kazanabildiği ve koruyabildiği anlamına gelmiyor. Ya ne anlama geliyor? En çok, bundan sonrası için Hukuk Devleti ülküsü adına samimi bir temenni... Bu arada, Hukuk Devleti derken niçin genellikle 'ülkü' tabirini kullandığımı birazcık şerh etmeme izin veriniz:
Yeryüzünde bir tane bile gerçek Hukuk Devleti bulunmadığı için bu deyim şimdilik sadece bir ülküyü, hatta hülyayı ifade etmeye yarayabilir! Evet, dünyada bir tane bile Hukuk Devleti yoktur! Adımdan emin olduğum gibi eminim ki bir tane bile yoktur! İşte kanıtı: Bilinen her türü ile casusluk insanlık âleminde meşru bir meslek olduğu sürece Hukuk Devleti'nden söz edilemez!
Devlet olarak kendi ülkenizin insanlarına karşı tamamen yargı denetimine açık uygulamalar yapmakta kararlı bulunsanız bile başkaları aleyhine casusluk faaliyeti yürüttüğünüz takdirde -ki yürütmeyen yok- temel insan haklarını ihlâl etmeyi baştan meşru görmüşsünüz demektir. Kazaen değil, öngörerek kendi sınırları dışında herhangi bir yerde insan haklarını ihlâl edebilen ve hukuk dışına çıkabilen bir devletin Hukuk Devleti sayılması, akla, hukuka ve ahlâka aykırıdır. İki kere ikinin dört ettiği kadar kesin! Batı uygarlığının 'Demokratik Hukuk Devleti'ni icat ettiği ve mükemmelleştirdiği iddiası ise tarihin en büyük palavralarından biridir. Batı uygarlığı, sadece kendi insanları için olabildiğince Demokratik Hukuk Devleti kıvamına yaklaşması, bu ülküyü gerçekleştirmek değildir.
Kendi insanları için istediklerini başka toplumlar için samimiyetle öngörmeyen, aksine onları köleleştirici düzenekler geliştirebilen siyasi yapı Hukuk Devleti olamaz! Ne var ki yine de yaşadığımız sürece bu ülkünün peşinden koşmak, insan haysiyetinin gereğidir. Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç'ın konuşmasını bu çerçeveden bakarak dinledim ve değerlendirmeye çalıştım. Konuşma, kurumun bütün üyelerini bağlar mı, bağlamaz mı bilemem ama bu metni benimseyenlerin en azından iyi niyeti teslim edilmelidir. Fakat daha yüksek seviyeli bir yıldönümü konuşmasında esasen derin bir kurum özeleştirisi beklerdim.
Bu da, en azından 'Anayasa Mahkemesi olarak biz de bazen çok büyük yanlışlar yapmış olabiliriz' diyebilmeyi gerektirirdi. Hatta köklü ve cesur bir özeleştiri için şu itirafı yapmak zorunluluktu: '46 yıllık ömründe Anayasa Mahkemesi'ne en büyük kötülüğü 367 kararı ile bizzat kendimiz yaptık!' Teselli şu ki Kılıç'ın konuşması yine de hayati bir eleştiri içeriyordu: '1961 Anayasası, Anayasa Mahkemesi'nin üyelerinden 3'te birini seçme hakkını TBMM'ye tanınırken 1982 Anayasası ise en yüksek yargı kurumunun oluşumunda Meclis'in katkısını sıfırlamıştır.' Başkan Kılıç'ın bu eleştirisini, 'Hukuk Devleti' ülküsüne gerçekten inanmış bir yargı sorumlusunun umut verici çağrısı olarak sevinç ve saygıyla alkışlıyorum. -27/04/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.- |