|
Kusursuz adaletin imkansızlığı |
|
|
|
Dünkü 'Yavrusunu boğan laik' yazıma gelen yankılardan biri, Amerika'daki genç bir dost ve okurdan yöneltilen eleştiriydi:
'Eline sağlık fakat diğer kesime de şunu söylesen iyi olurdu: Türbanını boğan Siyasal İslâm... Türbanı Türkiye'de dini konu olmaktan çıkarıp boğanlar bu Siyasal İslâmcılar olmuştur. Laik taraftaki yobazlık, aynı şekliyle oy toplama çıkarcılığı için Siyasal İslâm kesimde de vardır...'
İtirazda haklılık payı var; ayrıca Müslüman kimliğini önemseyenler içinde bu tür eleştiriyi belki de yapan ilk kişiyim. Sözgelimi, üniversiteye giremeyen başörtülü kızlara 'rektörler size selam duracak' diye vaatlerde bulunanların vebalini hep tartışmanın bir kefesinde kayıtlı tutmuş, hatta belki abartmışımdır bile! Meselenin her iki tarafını da sorgulamaya çalışmak, adil olmaya yetmez.
Her iki cephedeki yanlışları incelerken birinin aleyhine kantarın topuzunu kaçırma tehlikesi hep vardır. Esasen insanoğlu için hayal edilebilecek en ileri durum kusursuz adalet değildir. Bizler, en çok 'ölüm bahasına adalet niyet ve gayreti' sergileyebiliriz. İnsanın ve hayatın sonsuz girinti ve çıkıntıları bizi her an adaletten az veya çok saptırır.
Ölüm bahasına adalet niyet ve gayreti, hukuk toplumu olma yolunda ulaşabileceğimiz nihai insan zirvesidir. Baş örtme bahsinde de hepimiz çatışan taraflardan birinde yer alıyor olabiliriz...
Bütün temiz niyetimizle tartışmanın dışında kalmaya çalışıp nesnel bakmaya çalışsak bile, bin türlü beşeri kayıt ve şart yüzünden -elimizde olmaksızın- taraflardan herhangi birine daha yakın durabiliriz. Bu bahiste çevrem itibariyle belli bir tarafta bulunduğum için mutlak adalet üzere düşünüp yazdığımı iddia edemem. Ancak, bir önceki 'Dinleri ideoloji, ideolojileri din gibi...' başlıklı yazımda, Amerika'dan gelen itirazın ve benzerlerinin cevabı vardı. 'Yavrusunu boğan laik' yazısıyla ülke için daha ciddi bir tehlikeye dikkat çekmeye çalıştığımı düşünüyorum.
Örtü yüzünden yaşanan mağduriyet ve tatsızlıklarda vebalin büyüğü 'Siyasal İslâm' cephesinde bulunsa bile -ki bundan emin değilim- laiklik yobazlığı çok daha ağır bir ülke meselesidir. Laikliğin İslâm karşıtlığı şeklinde algılanmasına yol açanlar, Haçlı Seferi yürütüyorlar! Bu Türkiye'ye yapılan en korkunç kötülüklerden biridir.
Kızların baş örterek üniversiteye girebilmelerini 'laik devletin İslamcı bir simgeyi yüceltmesi' şeklinde görenler aklın ve insafın sınırlarını daraltarak ayrıca insanlık suçu işlemektedirler. Diyelim ki bir hanım saçının tek teli görünürse cehenneme gideceğine inandığı için değil de paşa gönlü öyle istediği için, hatta bizatihi öyle daha cazibeli bir cinsi latif olarak görüneceği için başını örttü...
O zaman 'Hayır, yalan söyleme, sen bunu dincilik gereği ve laik düzeni yıkmak için yapıyorsun!' mu diyeceğiz? Hadi birileri gerçekten bunun için başını örtüyor olsun. Ya birileri de hiç öyle bir emel beslemeden, yukarıda söylediğim gibi tamamen keyfi ve hatta daha saçma sebeplerle örtüyorsa ne olacak? Efendim kurunun yanında yaş da yanacak! Yok ya! Sonra da bunun adı hukuk, demokrasi ve laiklik duyarlılığı olacak...
-03/02/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.- |