|
İçimizdeki yabaniler sabah akşam bu milleti aşağılayıp hiçleme yarışını sürdürürken dünyanın öbür ucundan gelip sadece sayılı saatler süresince aramızda kalan ehil bir yabancı, Türkiye'yi kalbinden tanımayı başarabiliyor. Bu zat, dünyanın tartışmasız en büyük futbol ülkesi Brezilya milli takımının başındaki Dunga: 'Türkiye'deki insanlar, bilhassa gençler çok saygılı ve iyi bir terbiyeye sahipler. Bunun sebebi de ailelerden kaynaklanıyor. Bu bakımdan Türk aile yapısının çok iyi olduğunu tahmin ediyorum...'
Türkiye'nin kalbi, aile..
Başka ülkelerin kalbi sermayesi, ordusu, üniversitesi, teknolojisi, gizli servisi olabilir; toplumun can dolaşımını sağlayan merkez niteliğini taşıyabilir ama bizimki aile...
Beynimiz değil, kalbimiz.
Dunga bizi kalbimizden görebildi. Tabii Dunga'yı ağırlayanlar arasında Zaman refikimizden ve 'Hizmet' camiasından insanların bulunması bunda önemli bir etken. Malum, bu çevrelerdeki insanlarımız en azından zahir itibariyle pek gayretli ve terbiyelidirler. (Biz de zaten sadece zahirde olanı bilir, ona göre hükmedilmesi gerektiğine inanırız...)
Ne var ki aile, hâlâ bu ülkenin kalbi olmasına rağmen her tarafta aynı sağlamlığı koruyabildiğini söylemek imkânsız...
Müslüman olan veya olmayan başka toplumlarla kıyaslandığımızda biricik hayati üstünlüğümüz aile yapımız iken, hiçbir yanımız bu kadar savunmasız ve bu kadar ağır bir saldırı altında değildir. Dinimize, vatanımıza, kimliğimize, canımıza yönelik her türlü kötülüğü toplasak, yine de ailemizin karşı karşıya bulunduğu bilinçli veya bilinçsiz yıkıcılık kadar şiddetli bir tehdit oluşturmaz. Zira her şeyden önce ailemize yönelik tehdit, saldırı gibi görünmemekte, aksine genellikle eğlence kabilinden meşgaleler şeklinde seyretmektedir. Hatta ailemize yönelik tahrip edici kasıtlı-kasıtsız hamlelerin sözlüklerimizdeki karşılıkları; özgürlük, neşe, zevk, birey olma, çocuk hakları, cinsel eğitim türünden oynaklaştırılmış kavramlardır.
Saldırı niteliği pek algılanmayan bu aileyi yıkıcı ve yok edici sürece karşı tek dayanağımız evlerimizde okunacak, dinlenecek ve seyredilecek yerli ve terbiyeli öyküler olabilecekken böyle bir direnç bilincinden ve donanımından yoksunuz. Bir tarafımızda çocukların ve ailenin ilgisini çekmeyi becerebilen çürütücü veya uyuşturucu öykü yazanlar, anlatanlar ve seyrettirenler, bir tarafımızda da kitlelerin çok azına ancak ulaşabilen sıradan ürün gayretlileri...
Mazbut insanın estetik endişe açısından gelişmesi ise yaradılıştan yüksek zevk cevheri ile bezenmiş sanatçılardan verim almayı öğrenebilmesi ile mümkündür. Saldırı altındaki ailemizi savunacak tek güç de mazbut insandır ama bu şartla!
Mazbut insan, izbandut adam değildir...
Mazbut insan, yalnızca aile değerleri için zabıta görevi yapan kişi de değildir.
Mazbut insan, kendisini sadece aşırılıklardan değil aynı zamanda ve aynı titizlikte bayağılıktan da zapt edebilen kişidir.
Temel mesele, mazbut bilinenlerin basitlik ve hatta bayağılık karşısında yeterli duyarlılığı geliştirememeleri ve yüksek zevk sahibi olamamalarıdır. -07/02/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmştır.- |