Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Pirinç tanesi kadar bilinç

Pirinç tanesi kadar bilinç PDF Yazdır E-posta
    Vicdansız istifçinin pirinç oyunu, 'Türkiye'yi kendi kendine yetmezleştirme' tasarısı ile sürüklendiğimiz belanın püsküllerinden sadece biri!

    Gerçi pirinç üzerindeki namussuzluk sadece yerli istifçinin kansızlığından kaynaklanıyor değil. Fakat bu vesileyle hiç değilse; Sevr'i çöpe attıran Türkiye'nin hangi yollarla devlet ve millet olarak rehineleştirildiğini sorgulama fırsatı bulalım! Önce beğenmediğimiz Suudi Arabistan yönetiminden bir örnek: Batı sömürgeciliğinin yapay ve kukla yönetimlerinden biri sayılan Suudi hanedanı, ülkelerini buğday üreticisi yapabilmek için ciddi bir tasarı geliştirmeye koyulunca ABD'li dostları (!) derhal vazgeçirmek üzere damlayıverirler:

    'Aman efendim, ne gerek var; bir çöl ülkesini buğday üreticisi yapmak çok zor ve pahalı iş! Buğdayın kilosunu en iyi şartlarda 1 dolara mal edebilirsiniz. İsterseniz on yıllık garantili anlaşmalarla size çok daha düşük fiyata ihtiyacınız olan buğdayı satarız... Paranıza yazık!' Kukla denilen Suudi hanedanı ABD'nin önerisini reddeder. Temel göstergelerine bizzat tanık olduğum muazzam yatırımla buğday üretimine girişir. Çöl ülkesi ve tam bağımlı (!) Suudi Arabistan bugün artık buğday ihraç edebilen bir ülkedir...

    Peki ya meselâ bizim büyük devlet adamımız İnönü nasıl eylemiş? Önce, Demirağ'ı adetâ özene bezene batırmıştır! Daha 1930'lu yıllarda Türkiye'de uçak üretmeye başlayan Nuri Demirağ'ı... O Demirağ ki, Cumhuriyet'in örnek girişimcisi olarak pek çok alanda harika atılımlar gerçekleştirir ama Atatürk'ten sonra tercih edilen 'Türkiye'yi ABD'nin eyaleti yapma' tasarısı uğruna mahva sürüklenir. Devletinin ısmarladığı uçakları yapan Demirağ, sudan bahanelerle 'Bunlar şartlara uygun üretilmedi' denilerek çökertilir.

    Sebep, araya giren batılı uçak üreticilerinin 'Daha ucuza aynı uçakları yaparım' demesidir. Demirağ batırılmasaydı, Türkiye bugün uçak teknolojisinde ve üretiminde dünya devleri ile yarışıyor olabilecekti. Aynı türden bir başka 'Türkiye'yi rehineleştirme' tasarısı da, en keskin boynuzlu kapitalistimiz tarafından otomotivde uygulanmış; teşvikli ithalattaki tatlı kâr şehvetiyle araba ve motor üreten ülkeler ligine girmemiz önlenmiştir. Hâsılı; Türkiye'ye dayatılan 1938 model ikinci Sevr, İsmet Paşa ile temellenmiş, 1980'de Demirel- Özal ortak yapımı 24 Ocak Kararları ile kökleşmiştir.

    Bu kararlarla girdiğimiz 'küresel hortumculara rehineleşme süreci' ile bize dayatılan çağdaş kapitülasyonların en belirgin maddelerinden biri de 'tarıma kamu desteğini sıfırlama hedefi' idi. Bütün gelişmiş ülkeler ise kamu maliyesinden muazzam paylar ayırıp çiftçisini toprağının başında tutmayı başarırken biz tam tersini yaptık. Böylece hem Türkiye'nin güçlenmesi geciktiriliyor, hem de kendi kendine yetecek kadar gıda üretimini yapan bir toplum, batının dev tarım işletmecileri için kaymaklı pazara dönüştürülüyordu. Dürüstçe cevap verelim: Hangimiz 'devlet' sayılırız? Burun kıvırdığımız Suudi Arabistan mı, Türkiye mi? Atatürk sonrası başlayan 'Türkiye'yi eyaletleştirme' tasarısının en dip noktasında, bir pirinç tanesi kadar bilinçlendiğimiz gün yeni altın çağımız başlayacak.

-19/04/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan