Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Şeytan bunun neresinde?

Şeytan bunun neresinde? PDF Yazdır E-posta

  Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga ve Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu gibi iki dostumun yakın aralıklarla görevlerinden ayrılmış veya alınmış olmaları canımı sıkmakla beraber böyle durumlarda kapağı attığım sırça köşküme sığınmaya çalıştım:

  'Hayır; vaki olandadır.' Hayatını Allah'a yolculuk olarak görmeye ve geçirmeye çalışanlar için bu ilkeyi kabul etmek kolay ama yaşantıya yansıtmak zor. Böyle olduğu için de zihnimde sökün eden sorumlu- sorumsuz sayısız soru ve itirazı dengeleyip 'hayra yorma' işini selametle geliştirmeye çalışıyorum. Tabii, hayra yormanın selametle gelişmesi de, iktidarın tasarrufunu olağan bir nöbet değişikliği şeklinde görebilmekten geçiyor.

  Esasen Kasırga'nın böyle gördüğünü ve ayrıca isteği doğrultusunda gerçekleştiğini bizzat kendisinden dinledim. Halacoğlu da Hürriyet'in internet sitesindeki ifadelere göre haberi olmadığını ama doğal karşıladığını belirtiyor. Ancak her ikisi de devlet hayatı içinde tamamen doğal birer tasarruftan bile olsa yine de fitne üretmek mümkündür. Nitekim daha dün gazetenin biri bombasını patlattı:

  'Kasırga, Hurşit Tolon Paşa ile telefonda görüştüğü için azledildi.' Haberin asılsız olduğunu ama çözemediğim bir maksada hizmet ettiğini düşünüyorum. Bu önyargı da benim tarafgirliğimin belgesi olsun! Hatta genel ve özel, her türlü 'taraf ' bahsiyle ilgili güdüm, dış-güdüm, eş-güdüm ve leş-güdüm üstüne aşırı şüpheciliğimin; hadi kendime acımasız davranayım, tezgâh nazariyeciliğimin (gâvurcasıyla komplo teorisyenliğimin) göstergesi olsun! Atama ile gelip giden her üst düzey devlet görevlisi gibi Kasırga ve Halacoğlu için de kemiksiz dilin aktaracağı veya uyduracağı gerçek veya asılsız yığınla gerekçe duyabiliriz.

  Çandarlı Halil Paşa için İstanbul'un fethini istemediği ve engellemeye çalıştığı, Bizans adına kendi devletine ihanet ettiği yolunda akla ve vicdana hıyanet anlamında iftira atılabildiğini hatırlamamız yeter. Fatih'in buna inanmış olduğuna ihtimal yoktur amma öyle veya böyle Çandarlı azledilmiş ve katledilmiştir.

  Esasen siyaset sahnesine girenlerin sadece mecaz anlamıyla değil, hakiki anlamda da kelleyi koltuğunun altına almaya hazır olmaları gerekir. Düzeniniz pek ileri bir 'hukuk devleti' deneyi bile olsa, en azından suikast tehdidi altında bulunursunuz. Hele 'baş' olmayı talep etmişseniz kelle korkusu size haramdır.

  Dirayetli yönetici, bu tarz atama ve azillerde fitneyi asgariye indirecek zamanlamayı yapabilendir. Bazen de birini niye görevden aldığınız değil, yerine kimi getirdiğiniz çok anlamlı olabilir. Günümüz şartlarında artık herhangi bir atama veya azil, özellikle şu veya bu etnik hizipçi lehine yapılmış değilse, gerisi dert değil. (Şeytan işin orasında çünkü...)

  Malum, ta Fatih Sultan Mehmet'ten beri bu ülkede devşirme veya etnik hizipçi olmak, yükselmek ve yüksekte kalmak için en etkili özelliklerin başında geliyor. Son 60-70 yıldan beri ise kendini milletin ana gövdesine mensup hissetmemek ve ırkçılık düzeyinde etnik hizipçi olmak, ikbâl şantiyelerinin bir numaralı kaldıracıdır! Lâkin bu mikro-bik ırkçılık elbet bir gün son bulacaktır!

-24/07/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan