Toplum hâlâ 'halaskâr gazi' beklentisi veya avuntusu içinde... Ya bulduğuna inanıyor, ya gelmek üzere olduğuna. Aslında bu, köklü ve belalı bir miras...
Zorla veya gönüllü olarak ancak güçlü 'tek adam' etrafında birleşebilen bir milletiz. Baştakilere güvenmeyen feryat ederdi: 'Nerdesin ey gazi hünkâr, eşek vezir oldu, katır mühürdar...' Çoğunluğu zapturapt altına alacak tek adam gelinceye kadar da birbirimizi yerdik. Çok partili düzenle birlikte tek adam çarkından çıkmamız gerekirdi...
Fakat bu aşama -gelişmemizin ürünü değil de- ısmarlanmış bir elbise olduğu için bir şey değişmedi. Tek adam çarkını, çok partili düzene uydurduk! Önce Menderes'i tek adam yaptık... Sonra Demirel'i, Özal'ı, Erdoğan'ı... Benimsediğimiz tek adam aksayınca da ortak iktidar fetreti başlar oldu. Menderes yıkılınca, halkın nefretini kazanmış İnönü tek adam olamadığı için Demirel'in sivrileceği 1965'e kadar ortak hükümet müsveddeleri ile 4 yılı öldürdük.
1971'de Demirel'in parıltısı sönünce, Ecevit 'Kıbrıs Fatihi' dalgasına rağmen tek adam şaşaası geliştiremediği için yine ortak iktidar fetretine düştük... Nihayet 1989'da Özal mahalli seçimlerden -o zamanki Hürriyet'in manşeti ile- 'yamyassı' çıkınca yine aynı fetret geri geldi. Bu koalisyon dönemleri aslında, toplumumuzun tarihi özelliğinin güncelleşmesiydi:
Bir hakan etrafında birleşemediğimiz zamanlar birbirimizi yediğimiz gibi, çok partili düzende de tek adam çıkaramadığımız demler ortak hükümetlerle ülkenin geleceğini mundar ettik. Bu, 'Çok partili düzeni ille de tek adam çarkı ile işletmeliyiz' mi demek? Tam aksine; tek adam çarkına itiraz ediyorum. Hem çok partili düzenin doğası, hem de Türkiye'nin bugünkü yapısı ve şartları bakımından tek adam çarkı sadra şifa olamıyor. Her seferinde halkın sarıldığı kurtarıcı genel başkan, fetret çığırı devralıp kendi tekil saltanatı bitince yine fetret çığırı devrediyor. Her tek adam faslından sona fetret süreci yaşanıyor.
Menderes, Demirel ve Özal sonrası koalisyon karmaşaları kanıt olarak kâfi... Dileyelim bu seferki tek adam Erdoğan'dan sonra yeni bir fetret süreci gelmesin... Üç ibretlik tek adam faslından sonra artık mazereti yok gibi. Altı yıllık başbakanlık tecrübesiyle bugün artık çok daha güçlü bir özgüvene sahip Erdoğan, omzundaki yüklerin önemli bir bölümünü 'sıradan' dostlara değil, ehil ellere ısmarlayabilir, böylece Menderes, Demirel ve Özal'ın başaramadığını gerçekleştirebilir.
Türkiye'nin artık taşıyamadığı, bütün yükü omuzlamış ve her işi takibe şartlandırılmış 'tek adam' ilkelliğini tasfiye edebilir... (Tek adamlık, liderin, mutlak iktidar tutkusuyla kendine zalimlik etme halidir.) Erdoğan'ı şimdiye kadar başardıkları değil, böyle bir devrim tarih yapabilir... Menderes'ten kaç önemli adam hatırlıyoruz? Demirel'in bize kazandırdığı kaç devlet adamı var? Özal'dan geriye hangi 'Türk Büyüğü' kaldı? Erdoğan ise hâlâ, kendisinden sonrası için en üst düzey sorumluluk alabilecek şahsiyetler hazırlama imkânına sahip... Amma acaba 'Şeytan taşlamaktan ibadete vakit bulamıyorum' mazereti ona, 'yapabileceğinin en iyisini yapmama' ruhsatı gibi mi geliyor? -10/03/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.- |