Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Yabani atlar tepişirken

Yabani atlar tepişirken PDF Yazdır E-posta
    Türkiye'nin son 15 yılına damga vuran en çarpıcı yanlış hesaplardan biri, AB yolunda ilerlememiz halinde demokrasimizin kesintiye uğrama riskinin sıfırlanacağı beklentisiydi. Böylece millet iradesinin önündeki görünür-görünmez engeller kalkacak, demokrasi daha iyi işleyecek, Avrupalı dostlar (!) da bütün gelişmişliklerini bizimle paylaşacaktı!

    Hangi AB? Bize bin kere 'Türk milletine hakareti serbest bırakın' demeye gelen 301 baskısı uygulayan ama bir kere olsun 'Siyasi partilerinizi siyasi aşiret olmaktan çıkarın' diye hakiki demokrasinin en temel yapısını kurma çağrısı yapmayan AB... Ha ha ha... Ne kadar namuslu dost değil mi? Bu sahte dostun kuyruğuna takılıp son 15 yıl içinde en zavallı hevesliye bile zül gelecek işleri yaptık!

    Daha üyelik adayı olmadan Tansu Çiller dalaletiyle yangından mal kaçırırcasına 'Gümrük Birliği'ne girdik; üstelik utanmadan bunu ülkeye bayram gibi yutturmaya kalkıştık. 1999'da Yılmaz'ın Avrupacılığı, Ecevit'in yaşlılığı, Bahçeli'nin de dalgınlığı yüzünden İsmail Cem'in direnmesine rağmen Rumlar'ın AB üyeliğine koyduğumuz çekinceyi kaldırdık. Böylece hem onları Kıbrıs Cumhuriyeti olarak dolaylı biçimde tanıdık, hem KKTC'yi inkâr imzasını atmış bulunduk.

    O çekince kalktığı için şimdi, 'Gümrük Birliği'ne AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Rumlar'ı da alın, havaalanı ve limanlarınızı açın' dayatması karşısında hukuki gerekçeden yoksun kaldık! Nihayet şimdiki iktidarla birlikte büyük dalga patladı; yerli Brüksel lahanalarının kışkırtıcı iştah kabartmasıyla çağdaşlık ve Avrupalılık ölçütlerine sarıldık. Beklenti, kâğıt üzerindeki düzenlemelerle demokrasimizin düze çıkacağı ve Brüksel'in de tatmin olacağı yönündeydi. Bu düzenlemelerle bazı olumlu değişimler elbette yaşandı ama ne Brüksel tatmin edildi, ne halk... Millet iradesine beş paralık değer atfetmeyen ve 'ülkenin efendisi biziz' diyen güç odaklarının etkinliği de pek azalmadı.

    AB'nin samimiyetsizliğinden usanan Erdoğan sürecin kendiliğinden soğuması yolunu tercih etmiş görünüyordu. Sezebildiğim kadarıyla sadece ele güne karşı 'AB ile ilişkileri geliştirme çabamızı sürdürüyoruz' izlenimi vermek istiyordu. Bu süreçte Brüksel -yine asla üyelik umudu vermedenyeni isteklerde bulunur görünürken aslında Ankara'nın soğuk tavrından ötürü 'Oh, ne iyi, Türkler kapımızı aşındırmaktan vazgeçtiler' diye için için seviniyordu. Durum böyle giderken bendeniz de sanmıştım ki; 15 yıldaki en önemli yanlış hesaplarımızdan biri, biraz Ankara'dan ama daha çok Brüksel'den geri dönmeye başlamıştı...

    Buyurun, buradan yakın: En azılı AB karşıtlarımızın gönüllerinde yatan aslan, parti kapatma iddianamesine dönüşünce yanlış hesap yeniden açıldı! Peki, oyun içinde oyunu yine de görmeyecek miyiz? Hem de; Brüksel ile tekrar 'yalancı sevişme' dönemine girmemizde baş tetikleyici olarak sözde AB karşıtı 'ulusalcı' güçlerin derin AB'ciliği çırılçıplak görünürken! Böyle ucuz 'sağ gösterip sol vurma' oyununu yutup -yerli dalalet ve gaflet payına rağmen- bu son gerilimi yerli manevra sayana şaşarım! Yabani ve yabancı atlar tepişiyor, biz de onları evimizin ortasına kadar soktuğumuz için eziliyoruz!

-14/04/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan