Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Yarım doktor, yarım hoca, yarım devlet

Yarım doktor, yarım hoca, yarım devlet PDF Yazdır E-posta
  Bir toplumda 'devlet etme' becerisi gerilemişse orada bürokratlara tekrar 'devlet bilinci' aşılamanın zorluğunu, en son 'Ergenekon Operasyonu' ile bir kere daha büyük bir can sıkıntısı içinde yaşıyoruz...

  Sadece ilke düzeyinde sorgulayıcı davrandığımdan eminim; ne zanlıların yanında hissiyat belirtmek gibi bir niyetim var, ne de operasyonu yapanların lehinde bir kanaat oluşturma gayretim... Sadece şunu söylüyorum: 'Devlet bir iş görecekse eksiksiz görsün, yoksa hiç elini değdirmesin daha iyi!'

  Niye bunun için dil döküyorum? Canım ne var, devlet kusursuz icraat yapamıyor diye bazı işleri kırık-dökük de olsa görmesin mi? Hiç değilse halk bir parça hizmet görür, zulüm ve kötülük kısmen önlenir. Böyle hizmet ve böyle hayır olmaz olsun!

  Hem, olmuyor zaten! Devlet ya tam yapacak, ya tam yapabileceği zamanı bekleyecek. Bu mantıkladır ki yıllardır yakınır dururum: İnönü döneminde taş üstüne taş konmamış ya, keşke o günden bugüne kadar gelen iktidarlar da taş üstüne taş koymasalardı! Vay, o da ne! Evet, hiç değilse Türkiye dünyanın en rezil beton çölü olmazdı. İğrenç yapılarla doldurulmuş şehirleri ıslah etmek gibi işinden çıkılmaz bir kepazelikle uğraşmak yerine, beton üstüne beton konmamış şehirleri tarihi halleriyle koruyup yakınlarındaki uygun yerlerde yenilerini çok daha kolay ve ucuza yapardık.

  Bunun gibi, 'hukuk devleti' olacaksak eksiksiz atmak zorundayız, yoksa samimi arzumuza rağmen hedefi baltalarız! İşte güncel kolluk hamlesi, Ergenekon! Yayın yasağı kararı alınıyor da ne oluyor? Allah'ın kulu uymuyor. Demek ki uygulanabilir değil.

  Nereye kadar yasak, yaptırımı ne, meçhul... Sanki olacakları hissetmiş gibi Perşembe günkü yazımı şöyle bitirmiştim: 'Eğer bir operasyon varsa, kanıtları mahkemelerde çürütülemeyecek ve en zorlu savunmalara bile baskın çıkacak kadar güçlü olmalı...'

  Buyurun; sınırları ve çerçevesi muğlâk yayın yasağı varken 'Danıştay telefon dinlemelerle elde edilen kanıtların önemli bir kısmının geçerli sayılamayacağına hükmetti' şeklindeki haber dün, 'hukuk devleti' ülküsüne inananların beynine bomba gibi düştü. Ayıkla pirincin taşını...

  Şimdi, Eşref Saati dizisindeki kahramanların deyimiyle 'misâlen' söyleyelim: Kolluk görevlileri, şu veya bu kişinin yakasına yapışıp mahkeme önüne getirir de, hüküm giymesine yetecek deliller ortaya koyamazlarsa veya kendilerince sağlam olan deliller -düzenin mevcut bir çarkı tarafından- etkisiz kılınırsa, suçlu, devlet himayesine girmiş olur. Büyük laf mı? Hayır, hayatın kanunu! Birinin yakasına yapışır ve mahkûm edecek delil koyamazsanız, ya o kişi masumdur veya suçlu olduğu halde yeterli şartları ve kanıtları hazırlayamamışsınızdır. Her iki durumda da başarısızlığınız kesindir.

  Suçlu yargıya bir gider, serbest kalır, bir daha gider, serbest kalır... Ne olur? Halkta 'Bu adam masumdur' duygusundan çok, 'Bu adama devletin gücü yetmiyor' duygusu yerleşir. E şimdi bunları düşünemeyecek durumdaki insanların 'devlet etme' becerisini sorgulayamayacaksam, ne diye yorumculuk yapayım ki? Lamı-cimi yok; yarım doktor candan, yarım hoca imandan, yarım devlet de vatandan eder!

-26/01/2008 traihli BUGÜN Gazetesinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan