Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Yavrusunu boğan laik

Yavrusunu boğan laik PDF Yazdır E-posta
    Nicedir, laiklik aşkıyla mücadele verdiğini sananların birçoğu, kendi ülkülerine düşmanlık ediyorlar.

    Asla hakaret kastı gütmeksizin bütün samimiyetinizle onlara 'severken yavrusunu boğan ayı' meselini hatırlatsanız bile ayılacak halleri yok. Toplum için zorunlu ilke sayıp üzerine titreyenler nasıl olur da laikliğe zarar verebilirler? Gaflet ve dalalet insana ne yaptırmaz ki?

    Bir ülkede laikliğin güvencesi olmaya ordu ve silah, hukuk ve yargı da yetmez. Asıl güvence, farklı inanıştaki halk kesimlerinin laikliği 'birlikte yaşayabilme düzeni' olarak anlaması ve benimsemesidir. Oysa samimiyetle veya maslahat gereği laikliğin üstüne titrer görünenlerin bütün yapabildiği, bu toplum güvencesini yıkıcı eylem ve söylemlerden ibarettir.

    Böylece, bilhassa dindar halk kesimlerinin laikliği 'İslâm karşıtlığı' şeklinde algılaması için âdeta bir çeşit yerli Haçlı Seferi yürütülmektedir. Laik düzenin yaşamasını gerçekten isteyen biri, 'Ben bu ilke üzerine titreyeyim de, varsın kitleler yaptığım işi İslâm karşıtlığı gibi algılasın' diyebilir mi?

    Böyle bir umursamazlığın 'Ben yavrumu doyasıya sevip mıncıklayayım da, ölürse ölsün' demekten farkı ne?

    Dalalet olimpiyatımızda kürsülere çıkıp 'Türban yerli değildir, onu serbest bırakmak, laikliği yok etmektir' diye haykıranlar kimlerin kanaatlerini değiştirebileceklerini umabilirler?

    Meselâ; Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy veren yüzde 60 küsurluk halk kitlesi içinden kaç kişi bu söylemlerle irşat olup 'Eyvah, laiklik elden gidiyor' diye kaygılanabilir?

    Böyle tepkiler sergileyenlerin, arzuladıkları türden bir 'laiklik duyarlılığı' geliştirebileceklerine hangi dürüst zihin ihtimal verebilir? Öyleyse beklenti ne olabilir? 'Sesimizi ne kadar çok yükseltirsek, girişim sahiplerini o derece ürkütebilir ve geri adım attırabiliriz...' Bu kadarını gerçekçi bir beklenti sayabiliriz. Fakat böyle bir beklenti gerçekleşse bile bedeline değer mi?

    Bunun bedeli, hep vurguladığım gibi, laikliği 'İslâm karşıtlığı' olarak algılayan vatandaş sayısını çoğaltmaktır. Yakın bir gelecek için de bu bedelin somut ifadesi, Milliyetçi Hareket Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisi'nin oylarında görülecek artıştan başka bir şey olmayacaktır. Öyleyse Sayın Baykal ve çizgisindekilerin gizli gayesinin bu olup olmadığını hangi özgür zihin kendi kendisine sormazlık edebilir?

    Hadi bir an için 'Başörtüsü adı altında türbana üniversite kapılarını açmak' gerçekten laikliği tehlikeye düşürecektir' diyelim! Peki, böyle tepkiler, laikliği 'İslâm karşıtlığı' şeklinde algılamaya zorlanan kitlelerin üzerinde herhangi bir değişim meydana getirebilecek midir?

    Hayır efendim! Bu tepkiler -fiilen- ülkemizdeki en tehlikeli laiklik karşıtlığı türünü oluşturmaktadır! Laikliğin asıl düşmanları, kitlelerin gönlüne 'laiklik İslâm karşıtlığıdır' hissini çökertmeye çalışanlardır. İstediğiniz kadar 'Biz İslâm karşıtı değil, türban karşıtıyız' deyip durun! Bu söyleminiz halktan -sizin istediğiniz- karşılığı bulmadığı sürece ısrarınız gaflet ve dalalet boyutlarını aşmaktan başka anlam içeremez!

-03/02/2008 tarihli BUGÜN gazetesinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan