Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Anayasa Mahkemesine Kökten ve Köşkten İhanet

Anayasa Mahkemesine Kökten ve Köşkten İhanet PDF Yazdır E-posta
    Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve seçimlerin 4 yılda bir yapılmasını öngören Anayasa değişiklik paketinin iptaline yönelik başvurunun reddedildiği açıklanınca büyük bir gazetemizin internet sitesi haberi sıcağı sıcağına şu başlıkla verdi:
    ‘Anayasa Mahkemesi’nden Sezer’e ve CHP’ye ret!’

    Niye ‘Anayasa Mahkemesi’nden halka gitmeye onay’ veya ‘Cumhurbaşkanını halkın seçmesi Anayasa’ya uygun’ şeklinde bir yaklaşım sergilenmedi de başvuranların ve beklenti sahiplerinin reddedilmiş olması öne çıkarıldı? Hukuk haber olmaz, siyaset haber olur.

    Bu kadar basit! Hepimiz önce insanız, hatta bencil insanız, istisnalarımız hariç hakkaniyetli değiliz, hele hukuk ve kural titizi hiç değiliz. Bu yüzden işin daha çok siyasi ve ideolojik yönü bizi heyecanlandırıyor ve vaziyet almamızı şekillendiriyor. Ezici çoğunluk olarak, kararın ‘kitaba uygun’ olup olmadığına değil, siyasi ve ideolojik bakımdan işimize yarayıp yaramadığına düğümlüyüz.

    Gerisi demokrasi ve hukuk maskesiyle bu öznellik ve bencilliği örtme gevezeliğidir...

    Hoş, sadece Türkiye’de böyle değil bu. Kökten batıcılarımızın, hatta sonradan batıcılaşmış bir kısım kökten dincilerimizin ‘hukuk devleti’ diye uygarlık kıblesi edindikleri ülkelerde bile devran böyle döner. İktisadi, siyasi, ideolojik, stratejik vs çıkarlar, genellikle hukukun önündedirler ve hatta çoğu zaman hukuku belirlerler. Bizdeki durumla biricik önemli fark, onların ‘hukuk devleti’ oyununu çok daha başarılı oynamaları, meselâ Feriye Erdal’ı kollarken ‘derin devlet’ veya ‘derin çete’ şamatasına meydan vermemeleri veya pabuç bırakmamalarıdır. Eğer oralarda gerçekten hukukun üstünlüğü esas olsaydı ‘Ermenilere soykırım yapılmamıştır’ demeyi yasaklayan kanunun -bırakınız çıkartılmasını- teklif dahi edilmemesi gerekirdi. Ha, tabii bizde de Anayasa Mahkemesi, ‘açık oy, gizli sayım’ demokrasisinin mucitliğinden sabıkalı CHP’nin yorumunu noterlik yapıp ‘367 Şarttır’ dediği zaman, ‘Ermeni soykırımını inkâr etmek yasaktır’ diye kanun çıkaranlar kadar hukuk ve mantık dışı bir karar almıştı. O gün Anayasa Mahkemesi’nin kararını hem samimiyetle hukuki bulmadığım, hem de sonuçları zihniyetime ters düştüğü -açıkçası işime gelmediği- için siyasi ilan eylemiş ve görüşümü soran çeşitli yayın organlarında şiddetle eleştirmiştim.

    Şimdiki de hukuktan çok, Türkiye’yi yeni bir karmaşadan kurtaran -siyasi maslahata uygun- bir karar gibi görünüyor. Fakat bu sefer ilkinin aksine zihniyetime ters olmayan sonuçlar doğuracak bir karar aldığı -açıkçası işime geldiği- için Anayasa Mahkemesi’ni göklere mi çıkaracağım? Hayır! Ne yazık ki, işime gelen veya gelmeyen kararları ile Anayasa Mahkemesi, vicdanımda ‘hukukun üstünlüğü’nü simgeleyen bir kapı değil, sadece hükümlerine katlandığım bir ‘merci’ konumundadır. Açıkçası Anayasa Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi olamamaktadır...

    Oysa bu bir kurum ki, varlık hikmeti, siyasetçiye ‘Hukukun kestiği parmak acımaz’ dedirtmektir. Her ne kadar bizimki, halkın genellikle tercih ettiği muhafazakâr iktidarların tepesinde ‘seçkinci bastonu’ gibi dursun diye ihdas edilmiş ise de gerçek demokrasilerde Anayasa Mahkemeleri, yasama erkinin kötüye kullanılmasını önlemek için vardır. Hukuk devleti kurmaya çalışanlar Anayasa Mahkemesi’ni yargı devleti yaratmak için inşa etmiş olamazlar. Hangi dürtülerle var edilmiş olursa olsun, bir kere demokrasimizin temel dayanaklarından biri kılınmışsa, kurum mutlaka ve mutlaka efsanevi bir saygınlığa sahip bulunmalıdır.

    Şüphesiz kamu yönetiminin şaşmaz vicdanı olmak çok zordur... Fakat hiç değilse ‘iyi niyetli hakem duruşu’ açısından -holiganlar hariç- her siyasetçinin güven duyacağı kurum olmak zor değildir. Ne var ki bu yüksek saygınlık ancak oraya üye belirlenirken sağlanabilecek keyfiyet olduğu için kurum esasen Köşk’ten ve kökten mahvedilmektedir. Çankaya’daki seçiciler hemen her seferinde ehliyet, liyakat, üstün kişilik gibi kıstaslar yerine tamamen güncel, siyasi, ideolojik, bencil, eğilimci, locacı vs. tercihlerle üye atadıkları için Anayasa Mahkemesi, kamu yönetiminin şaşmaz vicdanı değil, ancak ‘yeri titreterek yürüyenlerin’ işlek köprüsü olabiliyor.

-www.gazeteport.com adresinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan