Seçim beyannamelerinin üzerlerinde hakiki bir parti çalışması yapılmış ciddi birer programın özetleri olmadıklarını biliriz. Genel Merkez’ler her seçim öncesinde ‘ne’ yapacaklarına dair bir şeyler söylerler amma ‘nasıl’ yapacakları muhkem bir meçhuldür.
O kadar muhkem ki en sivri sorularla içine nüfuz edemez, Sayın Genel Merkez’in karnındaki kerameti öğrenemezsiniz. Kadim rejim jandarması CHP seçimlere doğru parlak vaat yarışına pek bodoslama giren bir siyasi kuruluş da değildi aslında. Herhalde bu, eğitim düzeyi en yüksek tabana hitap eden parti olmanın dayattığı ciddiyetten kaynaklanmakta idi. Şimdi ise CHP’nin de ‘nasıl’sız uçuşları meşhur Temel hikâyesini hatırlatıyor: ‘Memiş, Türkiye uzay yarişinda dunyanın onine geçiyi. ‘Nasi?’ ‘Biz guneşe gidiyiruk.’ ‘Ne diyisun sen, manyak misun, yana yana eriyup kül olmak içun mi guneşe gidiyiruk?’ ‘Yok, ole değil, biz guneşe akşam serinluğunde gideceğuk...’ ‘Nasiiii?’ * Aynen Memiş gibi hayretler içinde CHP bildirgesine bakıyor ve ‘nasıl’ diye sorup duruyoruz. Cumhuriyet’in en eski partisi, ülkenin en okumuş tabanına, herhangi bir olabilirlik ve yapılabilirlik hikâyesi anlatmadan bir sürü vaat sıralıyor. Allah için bunca vaat arasında ülke şartları bakımından değerli ve anlamlı bulunabilecek bir ‘pratik’ öneri de yok. CHP’nin -kadim rejim jandarmalığı dışında- iş ve icraat siciline ‘taş üstüne taş koymuşluk’ olarak geçecek bir öneri yani... Sözgelimi AKP’nin bir evvelki seçim için vaatleri arasına koyduğu 15 Bin kilometre geliş-gidiş ayırımlı yol (onlar ille de gâvurcasıyla duble yol diyorlardı) yapmak gibi... Böyle basit ama CHP için mucizevî denilecek bir ışık yok ama bir iki büyük iddia var ki onları görünce insanın ‘Anlat anlat, yalan da olsa hoşuma gidiyor’ diyesi gelir. ÖSS sınavının kaldırılacağı yolundaki iddia gibi... Ancak bu taahhüdün nasılını azıcık da olsa hikâyelendirerek seçmeni adam yerine koyma girişimi ortada yok. Bu da öteki partilerin çokça söylediği arabesk, sırabesk, yarabesk ve karabesk türkü gibi: ‘Bana güven, gerisini merak etme sen.’ Nitekim ‘ÖSS kalkacak’ iddiasının açılımında ‘nasıl’ ile ilgili bir hikâye değil, bir ‘ipe un serme’ edebiyatı okuyoruz: ‘Eğitim reformu ile birlikte liseler şöyle olacak, çocuklarımız teknik eğitime şöyle yöneltilecek, üniversitelerimize şöyle gidilecek...’ Bir Allah’ın partisi çıkıp, Türkiye’nin en büyük ‘toplu işkence sistemi’ olan ÖSS’yi bir gecede bitireceğini söylese ülkemizde ‘insana saygı’ hamlesinin başladığına hükmedeceğim! Efendim söyleyelim de sonuçları ne olacak? Hiç umurumda değil! Bir milyon öğrenciyi bir yıl boyunca hazırlık cenderesine sokarak her gün ‘acaba’ sorusuyla bunaltan, sonra da 3 saatlik bir sırat köprüsü yürüyüşüyle elemeye tabi tutup çoğunu gençlik cehennemine yuvarlayan düzen, bir milletin kendi evlatlarına reva görebileceği en alçak ve en kötü işkencedir. O 1 milyon çocuğa, ‘Siz iki yıl üniversite düşünmeyeceksiniz, hatta hiçbiriniz üniversiteye giremeyeceksiniz, iki seneliğine kaldırdım bu işi, paşa gönlüm öyle istedi’ demeniz, ‘Hanginizin üniversitelik adam olup hanginizin olmadığını üç saatte ölçeceğim’ demekten daha vahşice ve daha iğrenç değildir! İlki çocuğa kendini ‘kötü’, ikincisi ise ‘işe yaramaz’ hissettirir. Altını çiziyorum: İlkinde devlet kötülüğü üstüne almış olur! İkincisinde ise devlet sorumluluğu sırtından atarak masum çocuğa ‘Ben ne yapayım, işe yaramayan sensin’ deme üçkâğıtçılığını, zalimliğini ve şerefsizliğini üstlenmiş bulunur. Geldiği gün ilk iş olarak ülkenin biricik sistemli işkence çarkı ÖSS’yi tarihe gömmeyen ve devletin kendi çocuklarına vahşice ve alçakça zulmedişini durdurmayan her iktidar, başımıza Allah’ın açtığı bir belâdan ibarettir! -www.gazeteport.com adresinden alınmıştır.- |