Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Dalaşmadan Uzlaşmaya Uzun Yol

Dalaşmadan Uzlaşmaya Uzun Yol PDF Yazdır E-posta
    Sayın Erdoğan ‘listeyi elime alır, partileri dolaşarak uzlaşma ararım’ diyerek aslında üç ay önceki Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini iyi yönetemediğini de itiraf edince 22 Temmuz sonrası için daha bir ferahlık hissettim. Fakat Baykal bu tavra da neredeyse ‘istemezük’ der gibi bir tepki gösterince saflığıma yandım!

    Kafa işte! Sen toplum olarak beyin ve yürek kanaması geçirdikten sonra ne kadar kendine gelebildin ki, binilen gemiyi delme bahasına dalaşma zevkinden vazgeçip uzlaşmanın ekşi ilacını içmeyi umuyorsun? Bu öyle bir kanama ki, insanı tersyüz edecek kadar değiştirir!

    Sen asırlarca başka toplum ve ülkeleri yönetmiş iken devran dönüyor, her birinin düşmanlığı ile karşılaşıp saldırısına uğruyorsun. Bu uzun süreçte hep savaş halindesin, barışı unutuyorsun... Düşman saldırmadığı zaman da kendi içinde dalaşmadan edemiyorsun... Nihayet değil başka ülkeleri, kendini bile idare edebileceğinden kuşku duymaya başlıyorsun... Daha dün azametli devletlerin en azametlisi seninki iken kendini öyle bir çaresizlik içinde hissediyorsun ki ‘düvel-i muazzama ne der’ diye her adımını atarken kırk küçük hesap yapmak zorunda kalıyorsun.

    Üç yüz yıl boyunca hemen her gün özgüveninden bir parça kopup giderken, düşmanlarının arasındaki rekabet ve husumetten yararlanıp onlardan birine yaslanmaksızın ayakta duramayacağına inanır hale gelirken yaptığın en önemli hata, bir sonraki en muhtemel kaybı önlemeye kilitlenmekti. Bu, halen de kurtulamadığımız görüş kısırlığı içinde ‘mayına basacağım’ diye diye ufka bakamaz hale gelmekti.

    Karlofça’dan bu yana hemen her gün, Fas’tan Kafkas’a, İran’dan Balkan’a kadar her bir yerde yangınlar çıkarken elinde kova, üç asır oradan oraya koştun... II. Abdülhamit’e kadar bir türlü, bu yangın kuşatmasına karşı derinden ve geriden bir güvenlik halkası çekecek uzun vadeli hesap ve yatırım yapmayı akıl edemedik veya ettiysek bile felek fırsat bırakmadı. En son silkiniş ve gerçekçi bir muhasebe ile İstanbul dâhil işgal altındaki Batı Anadolu’yu geri aldın, bin yıldır batılının bile ‘Turqia’ dediği topraklar üzerinde soluklanacak hale geldin. Ancak Atatürk ile İnönü arasındaki korkunç çap farkı yüzünden dirilişi tamamlayamadan ‘düvel-i muazzama’ içinden birinin himayesini kazanınca başına ‘devlet kuşu’ konmuş gibi rehavete kapıldın.

    Demek ki birey, toplum ve devlet olarak hayatın bütün cilvelerini tecrübe etmen gerekiyormuş...

    İkbalin zirvesinden zevalin gayyasına düşerek, fırından buzhaneye, buzhaneden fırına gel-git yaşayarak çelikleşiyorsun.

    Hâlâ epey uzun yolun var. Bugünkü nesillerin henüz idrak olarak ‘delikanlılık’ çağında... Dününü, gününü ve önünü doğru görmesi için zamana ihtiyaç var. Bu yüzden de sadece Erdoğan ve Baykal değil, bunlardan sonra gelecek olanlar da bir süre daha nice toyluklar yapıp toplumca olgunluk kefaretlerimizi ödetecekler.

    Ne diyor Sayın Erdoğan ve Sayın Baykal?

    -Listeyi alıp partileri dolaşırım.

    -Listeyi bir görelim...’

    Eh, ikisi de lütfetmişler...

    Sayın Erdoğan daha önce ‘Teşkilatıma sordururum, bir de balıkçının fikrini alırım, bu ülkeye Cumhurbaşkanı’nı ben tayin ederim’ demişken şimdi nerelere gelmiş?

    Bu değişime Allah’ın ikramı diyebiliriz!

    Sayın Baykal’ın da ‘Sen çoğunluk olabilirsin ama ben seçkin azınlığı temsil ediyorum, aslında Cumhurbaşkanı’nı bizatihi ben belirlerim’ demediğine şükür!

    Allah kafalanı duvara vurdura vurdura aklını başına getirtmek istiyor. Nasihatten anlamayana musibet de bir rahmet olabilir. Er geç, dalaşmanın zevkinden usanıp uzlaşmanın buruk ilacını içmeyi öğreneceksin.

-www.gazeteport.com adresinden aınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan