Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Erdoğanın Artık Zafer Ortağı Yok

Erdoğanın Artık Zafer Ortağı Yok PDF Yazdır E-posta
    Dün gece kırk yerde seçim sonuçlarına yönelik değerlendirmelerini söyleyenler arasındaydım.

    Çok kesin bir biçimde sorgulanmadığım için seçim sonuçları ile ilgili tahminlerimde ne kadar isabet ettiğimi ve ne kadar yanıldığımı açıklama fırsatım olmadı.

    Önce bunun hesabını vereyim.

    ‘Ben demiştim’ diye başlayan cümlelerden nefret ediyorum ya, etmesem bile öyle konuşacak halde değilim!

    Ben demiş değilim, diyememişim!

    Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yüzde 40’ı bile zor bulacağını tahmin ediyordum. MHP’nin biraz daha yukarıda olabileceğini düşünüyordum. CHP’yi neredeyse virgülüne kadar tutturdum ama bu da benim kerametim değil, Baykal ve arkadaşlarının marifeti olsa gerektir. Demokrat Parti ve Genç Parti konusunda da yanılmadım...

    Bu durumda kendimi iyi bir tahminci ve yorumcu olarak göremem. Öyleyse sandıktan çıkacak sonuçları değerlendirirken iddialı olabilir miyim? Hayır! Üstelik bu konuda söylenecek yeni söz de kalmamıştır. Pazar gecesi sabaha kadar kanal kanal dolaşan onlarca gazeteci, yazar ve akademisyen bu rakamları sağdan-sola, yukarıdan-aşağıya ve çaprazlama olarak her yönünden hecelemişken hangi yeni açılım kalabilir ki?

    Bu saatten sonra bize düşen temennilerde bulunmak, öteki seçim dönemine kadar hayırlar niyaz etmektir. Onları her vatandaş gibi yüreğimizde buluruz zaten. Ancak yeni dönemin için bazı beklentilerimi de, bir anlamda tarihle ve seçtiğimiz iktidarla sözleşme arayışı olarak kayda geçirmek istiyorum: Sayın Erdoğan ilk başbakan olduğunda da koyduğum bir kayıt vardı:

    ‘Eğer filanca zatı İçişleri Bakanı yaparsa, kendisi başbakan değil, ancak Türkiye Cumhuriyeti Büyükşehir Belediye Başkanı olur...’

    Maalesef o zat İçişleri Bakanı oldu. Sayın Erdoğan’ın -ve tabii Türkiye’nin- bundan gittikçe artan bir rahatsızlık yaşaması kaçınılmazdı. 2002’deki seçimi kazanmak büyük ölçüde Erdoğan’a yönelik halk teveccühünün neticesiydi ama bugünkü zafer daha fazlasıyla lidere sunulan bir açık çek niteliğindedir.

    Açık çek, istediğin zaman, istediğin miktarla kullanabileceğiniz bir araçtır. Aradaki farkı şöyle görüyorum:

    2002’de Abdullah Gül, Abdüllatif Şener ve Bülent Arınç olmasaydı Recep Tayip Erdoğan Fazilet Partisi’nin öylesine büyük bir kitleyi koparamaz, ‘Milli Görüş’ tabanını çoğunluğu ile kendine çekemez, tek başına iktidar olamazdı. Oysa şimdi bu isimlerden bağımsız olarak Recep Tayip Erdoğan; Menderes, Demirel, Özal zincirinin en parlak halkalarından biri haline geldi. Abdullah Gül Erdoğan’ın bu zaferinde belki bir nebze katkı sağlamış sayılabilir ama öteki iki temel direğe bir zerre minnet borçlanmamıştır. Hatta Bülent Arınç akıl almaz derecede sarsıcı ve sorun yaratıcı tavırları ile Erdoğan’ın aleyhine işleyen bir etken olmasına rağmen bu büyük zafer gerçekleşmiştir. Bu da demektir ki artık Erdoğan çevresindeki eski diyet halkasından büsbütün bağımsızlaşmış, gönlüne ve aklına uygun kadroyla tereddütsüzce yoluna devam etme imkânı bulmuştur.

    İlginçtir, 2002 seçimiyle kendisine başbakanlık yolu açıldığında bir parça heyecan yapmış görünen Erdoğan, bu sefer çok daha fazlasıyla kendisine mal edilebilecek bir zaferden sonra pek olgun bir duruş sergiledi... Bunu, tam ve çok daha iyi bir başbakanlık döneminin işareti gibi görmek istediğimi hissettim o an...

    Milletimizin yolu açık olsun...

-www.gazeteport.com adresinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan