Ömer Lütfi Mete | Resmi Internet Sitesi... - Erdoğan ve Gül

Erdoğan ve Gül PDF Yazdır E-posta
    Bir siyasi parti önderinin devlet adamı kıvamına gelebilmesi için, muhaliflerince saygın bulunması, en azından nefret edilen bir kişi olmaması gerekir. Bu da ancak ve ancak o önderin kendisine rakip, muhalif veya amansız karşıt olanlara saygı ve anlayış göstermesi ile kazanılacak bir niteliktir. Her fırsatta, her sivri söze daha batıcı olanıyla cevap vermeye çalışan bir parti önderi, yandaşları dışındaki kesimlerden bırakalım sevgiyi ve saygıyı, anlayış bile göremez.

    Lider özelliği olmamakla beraber Sayın Abdullah Gül böyle bir siyasi kişilikti. Söylemlerindeki ılımlı ve özenli tercihler onu beğenmeyenlerde bile asgari bir saygınlık uyandırabilmişti. Gerçi dış siyasette ve etkin olabildiği kadarıyla iktisatta ağırlık verdiği zihniyetle, paylaştığı bölgesel ve küresel tercihler bakımından kendisini hiç tutmam ama rakip, muhalif veya karşıtlar üzerinde nefret uyandıran bir kişilik sahibi bulunmadığını teslim ve tasdik ederim. Dış siyaset ve iktisat açısından niye tutmam?

    ‘Babasından kız ister gibi talep ettiğim’ diyerek siyasi hayatımıza soktuğu Ali Babacan’dan Özelleştirme İdaresi’nin başında bulunan Metin Kilci’ye kadar, partide kendisini merkez alan kadroların tavır ve uygulamalarına itirazım olduğu için... Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk 4.5 yıllık icraatı süresince Türkiye’nin ‘Küresel Sermaye’ ve sıcak paracılar için -kaybetme riski olmayan- devasa bir kumarhane haline gelmesi, zannımca Sayın Erdoğan’ın değil, Sayın Gül’ün temel dış tercih ve yönelimlerinin eseridir. Köşk’e çıkmasına engel olmak için her türlü hukuksuzluğu göze alan çevrelerin palavradan bahaneleri ile benim gerekçelerimi mukayese etmem... Ancak bugünkü basın toplantısında halk deyimiyle kıvırması, ‘Köşk’e ben aday olmalıyım ama bilmem ki, ne desem ki, yani siz anlasanız, yani Erdoğan anlasa, yani vekil arkadaşlar anlasa, yani rakipler anlasa ve seçilsem’ demeye getirerek kem-küm edip karnından konuşması hiç hoş değildi...

    ‘Ben adayım’ demeden adaylığını sürdürdüğünü ilan etmiş gibi olmayı denemesi gönlümü daralttı. Bu tavır, hiçbir zaman nefret edilecek kadar sivri olmayan bir siyasetçinin derin sevimsizliğini yansıtıyor... ‘Yüzde 46.6 sizin seçilmeniz için halkın verdiği bir mesaj mıdır?’ sorusuna ‘Meydanlarda Cumhurbaşkanı seçimi nasıl konuşuldu, biliyorsunuz’ diyerek yarım ağızla evet demesi, bir yalanı onaylamaktır.

    Yüzde 46, daha Şubat’ta bu partinin gördüğü orandı. Gül’ün Köşk yolunun tıkandığı sırada bu oran yüzde 54’leri gördü ama 22 Temmuz’da Şubat’taki yerine döndü. Bu 46, ‘Gül Cumhurbaşkanı olsun’ dememiştir. Kısacası, Gül’ün mülayimliği hiçbir zaman kalıcı ve derin bir hatıra yaratmaya yetmeyecektir. Buna karşılık keskin dilli Erdoğan rakip, muhalif ve karşıt çevrelerce nefretlik bir siyasi kişilik olarak algılanmaktan sakınmamıştır. Böyle olunca da, ülkenin başbakanından esirgenmemesi gereken saygıyı -kendisine oy verenlerin dışında- çoğu zaman görememiştir.

    Aynı Erdoğan, 22 Temmuz zaferinin ardından şu dakikaya kadar sergilediği tutumla ‘devlet adamı’

    Ancak bundan daha fazlası da mümkün...

    Vaktiyle memur bir hemşerimin, dairesinde yapılan partizanca ve liyakati yerle bir edici tayin yüzünden söylediği söz, iktidar tarafından bu sefer ana ders olarak alınırsa Erdoğan bütün milletin sevgilisi haline gelebilir: ‘Kalkınmanızı bilmem ama adaletinizin.......’

    Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ‘kalkınma’ kısmını biliyoruz artık. Parlak tahmin başarısıyla seçimin Erdoğan’dan sonraki en önemli galibi olan Tarhan Erdem’in ölçümü ortada: ‘Halkın yüzde 80’ine yakını, ekonomik gerekçelerle oy vermiş...’ Bitti... Makro göstergelerin olumlu seyrini teslim ettikten sonra kırk bin tane ‘...ama’ sıralasak bile halk başka şey söylüyor: ‘Ben, işlerin iyiye gittiğini görüyorum!’ Demek ki, Adalet ve Kalkınma partisinin ismiyle müsemma olmasına işaret gösterilebilecek iki davasından biri halkımıza göre yoluna girmiş demektir: Kalkınıyoruz...

    Peki ya adalet?

    Eğer bundan sonraki dönemde Sayın Erdoğan, maddi-manevi her türlü haksızlık ihtimalinden ürpererek siyaset yapar, -dağdaki kuzunun kayarak düşmesi dâhil- erişemeyeceği yerlerdeki aksiliklerden bile sorumluluk üstlenip ne bahasına olursa olsun adaleti gözetmeye azmederse, halkın gönlüne ve hatta tarihe en sevilen devlet adamlarımızdan biri diye geçebilir.

-www.gazeteport.com adresinden alınmıştır.-

 
Kayıp Parola? |  Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Ana Sayfa | İletişim | Arşiv

© 2007 Ömer Lütfi Mete | Tüm Hakları Saklıdır.
Tasarım & Kodlama : B.Y | kara_baskan