|
Daha çocuk denecek yaştayken orak, bel, kazma ve tahra kullanıp çaylıklarla ve çevresindeki dikenliklerle uğraşarak dar aile bütçesine katkıda bulunmak suretiyle başladığım yarım asırlık hayat mücadelesinde çok renkli ve çeşitli mecra ve maceralardan geçtim. Matbaa işçiliğinden köşe yazarlığına, çamurlu futbol sahalarından muallim kürsülerine, film setlerinden mihraplara ve minberlere kadar bin meşgale içinde ömür geçirdim, her türden Âdemoğlu ile karşılaştım...
Gün oldu öyle kişiler gördüm ki ‘insan insanın kurdudur’ sözü basit geldi, ‘insan insanın kanseridir, cüzamıdır, kuduzudur’ diye hissettim. Gün oldu öyle dinciler, dindarlar, din adamları ve din kahramanı sayılan söz cambazları gördüm ki onlarla aynı inanışa mensup bulunduğum için temel yönelişimi ve vazgeçemeyeceklerimi sorguladım, isteyerek veya istemeyerek öte dünyaya onların yolundan yürüyerek gitmekten korktum. Kişileri cehennemlik yapacak öyle kıldan tüyden gerekçeler dinledim ki, bunlar için insanı yakıp kavura, kül edip bir daha dirilterek tekrar yakıp kavuran bir Tanrı’ya ve onun işkence merkezi olarak tanıtılan infaz sistemine inanamaz oldum. Kişiyi cennetlik yapacak öyle zorlu şartlar ve mecburiyetler işittim ki gerçekleşebilirlik evreninde bir cennetin var olabileceğini aklım almamaya başladı.
Gün oldu öyle Türkler gördüm ki, tarihimle ilgili bildiklerim sayesinde gurur duyduğum aidiyetimden utanır hale geldim.
Gün oldu öyle milliyetçiler gördüm ki, onlarla birlikte anılmamak, aynı mantık ve duygular içinde kabul edilmemek için beynimi ve midemi bulandıran köşesiz küreselcilerden sanılmayı yeğledim. Gün oldu öyle Atatürkçüler gördüm ki, onların söylem, eylem ve kişilikleri yüzünden Gazi’den nefret etmemek için kendimi sürekli telkin bombardımanına tutmam gerekti.
Gün oldu öyle Atatürk karşıtları gördüm ki, onların sığlığı, ezberciliği ve mesnetsiz çirkin iftiracılığı yüzünden Gazi’nin sefahatini bile az kalsın yüceltecek hale geldim.
Gün oldu öyle tasavvuf erbabı gördüm ki, terim züppelikleri ve akıllarınca bilimsellikle mistikliği pekiştiren gevezeliklileri yüzünden Hazret-i Mevlâna’ların, Hazret-i Yunus’ların, Hazret-i Hacı Bektaşlar’ın mektepleri ve meşrepleri adına yüzüm kızardı, ruhum karardı.
Gün oldu öyle siyasetçiler gördüm ki, ‘Her şeye rağmen inadına ve ille de siyaset’ demekte ısrar etmeme rağmen bu vadinin insanları ile birlikte bulunmaktan neredeyse sapkın bir âlemde basılma korkusuna benzer bir rahatsızlık hissettim.
Gün oldu öyle Galatasaraylılar gördüm ki, hazırlık maçlarını bile seyrederken heyecanlanmaktan kurtulamadığım takımın taraftarı bilinmekten kaçındım. Gün oldu, başkalarına yapacakları kötülüğe gerekçe uydurabilmek için gerçeğin yüzde yüz tersini iddia eden öyle yalancılar gördüm ki, onların bir de açık sözlülük ve mertlik satmaları karşısında bütün geçmişimden tiksindim, hayatımın en az zararlı ve en sıradan yalanlarından bir teki için bile rezil-rüsva edilmeye müstahak bulunduğumu algıladım.
Nihayet gün oldu, erdemlilik iddia eden öyle yaltaklılar gördüm ki kendimi erdemli hissettiğim için utandım, kahrettim.
Lakin hiç değilse bir tek kararlılığımla teselli bulabiliyorum:
Yenilebilirim ve ölebilirim ama asla kaçmam
‘Ne günlere kaldık ey gazi hünkâr Eşek vezir oldu, katır mühürdar’ -www.gazeteport.com adresinden alınmıştır.- |